1. Ana Sayfa
  2. Demokritos

Demokritos Felsefesi ve Hayatı-Atomcu Felsefe


+ - 0

“Uyuşmuş ruhun hâkim olunamayan kaderini akılla kov.”
Abderalı (Trakya) Demokritos ailesinden kalan tüm servetini bilimsel çalışmalar için şehir şehir ülke ülke gezerek harcamıştır. Felsefe yapmasını engellediği için, evlilik, çocuk gibi olgulara karşı duran Demokritos, aynı zamanda seks ile vakit harcanmasını da onaylamaz bu eylemi bilincin zevk aracılığıyla yenilgiye uğraması olarak görürdü. Demokritos, halk arasında yaygın olan dini inanışları da tümden reddediyor ve dostluğa aynı zamanda neşeli bir ahlak üzere güler yüzlü olmaya önem veriyordu. Tüm mirasını öğrenimine harcadığı için geçimini ağabeyi Damasos karşıladı.

 

Çağdaşlarım arasında kimse benden daha fazla gezmemiştir. Ben araştırmalarımı diğer herkesten ileri alanlara götürdüm; daha çok ülke ve iklim gördüm, daha çok sayıda bilgili insanların konuşmalarını dinledim. Mısırlı geometriciler de dahil olmak üzere hiç kimse kanıtlara dayanan doğrular teşkil etmede beni geçmemiştir” Ülke ülke şehir şehir gezen Demokritos Atina’ya geldiğinde kimsenin ondan haberi olmadığını fark eder bu durum onu rahatsız etmez ancak lafını söylemekten de geri durmaz. “Atina’ya geldim. Baktım kimsenin benden haberi yok.”

Demokritos’a göre yaşamın tümü anlayarak ve eğlenerek geçirilmelidir; anlamak ve eğlenmek aynı şeylerdir. Şöyle der Demokritos ‘eğlencesiz bir yaşam meyhaneye rastlamadan uzun uzadıya gidilen yola benzer’

Demokritos bir insanın gelebileceği en büyük makamın bilgelik olduğunu ifade ediyor ve ölçülü olmayı da şiddetle tavsiye ediyordu. “Bilgi mutlular için süs, mutsuzlar için sığınaktır” diyen Demokritos felsefi ve gerçek bir eğitim almamış kişilerin ölçülü ve dingin olamayacaklarını ve nihai kertede pişman olacaklarını da şöyle ifade ediyor: “Eğitilmişlerin ümitleri hiçbir şey öğrenmemişlerin zenginliğinden daha kuvvetlidir.”

Gençlik yıllarında sıkı bir Pythagoras hayranı olan Demokritos “Pythagoras” isimli bir kitapta yazmıştır. Bu dönemde Pythagoras ve felsefesi öylesine zirve bir noktaya ulaşmıştı ki Pythagoras portresi resmi paralara basılıyordu.

Oldukça gizemli bir isim olan Leukippos’un, Demokritos’un hocası olduğunu biliniyor. Bu gizemden dolayı onun hiç yaşamadığını iddia eden kişiler bile olmuştur. Leukippos’un Miletli olduğu ve gizemli kalmayı özellikle tercih ettiği biliniyor. Öğrencisi Demokritos’a Milet okulu filozoflarının doğa felsefesini aktarmış ve öğrencisinin Milet okulu filozoflarının izleyicisi olmasını sağlamıştır.

Önerilen Yazı
Bilim ve Felsefenin Başlangcı-İlk Çağ Felsefesi Milet Okulu (Thales, Anaksimandros, Anaksimenes)

MİLET OKULU VE DEMOKRİTOS

Pythagoras hayranı olan Genç Demokritos, hocası Leukippos ‘un yönlendirmesiyle Miletli filozofların doğa felsefeleriyle tanışınca, Pythagoras’ın öğretileriyle Milet Okulu yani doğa felsefesinin karşıtlıklarla dolu olduğunu fark etmiş ve gençliğinde ilk yol ayrımına burada gelmiştir. Milet Okulu, bütünüyle materyalist ve doğa felsefesi üzerine kuruluyken Pythagoras felsefesinde ise hakiki olan varlık yalnızca ruh ’tur. Madde ise ruhun yanında yalnızca işlevsel bir öneme sahiptir. Bir başka deyişle madde, ruhu dizginler ve onun hapishanesi olmakla kalır. Miletli filozoflar ise tam tersi olarak, yalnızca maddeyi referans alırlar ve ruh diye bir şey olmadığını iddia ederlerdi. Ruh yalnızca, maddeye özgü hareket etme ve değişme özelliği bir başka deyişle enerjidir. Madde yoktan var olmaz, vardan yok olmaz. Miletli filozoflara göre önce dünyanın tamamı sularla kaplıydı, sonraları suyun bir kısmı çekildi ve dağlar ortaya çıktı sonra da ovalar. Su çekildikçe dünya bugünkü formuna geldi ve karalar ortaya çıktı. Her yer su ile doluyken insanlar yoktu, ilk canlılar olan yalnızca balıklar vardı. Sular çekilip toprak ortaya çıktıkça balıklar karaya çıktı derileri kuruyup çatladı ve içlerinden çıplak çaresiz ilk insanlar çıktı. Pythagorasçı öğreti ise her şeyin özünün ruh olduğunu ifade ederken dünyanın en başında Altın Çağ’ın var olduğunu bu çağda insanların kusursuz ve mutlulukla dolu olduklarını insanlar hayvanlar bitkiler yani tüm canlıların birbirlerini karşılıksız sevdiklerini, hiçbir canlının hiçbir canlıya zarar vermediğine inanıyorlardı.

Demokritos’un yaşadığı dönemde Pythagoras felsefesi zirvedeydi ancak Milet Okulu’nun da halkta ciddi karşılığı ve savunucuları vardı. O kadar ki yer yer Milet Okulu takipçileriyle Pythagorasçılar birbirleriyle dalga geçiyor birbirlerinin felsefelerini yadırgıyorlardı. İşte bu iki felsefe birbirine böylesine zıttı. Ateşli bir Pythagoras savunucusu olan Demokritos’un fikirleri hocasının da etkisiyle giderek Milet Okulu felsefesine kaydı ve kendi felsefesini ortaya koyduğunda da temel aldığı Milet Okulu felsefesini geliştiren biri olarak anılacaktı. Aynı zamanda plüralist filozoflar olan Leukippos ve Demokritos’un arkhe’si modern bilimin oluşmasını sağlayan temel taşlardan biri olan atomdu.

HER ŞEYİN BİR NEDENİ VARDIR VE ZORUNLUDUR
NEDENSELLİK İLKESİ

Evrende meydana gelen tüm olayları nedensellik ilkesi ile açıklayan Demokritos, tanrılara ve doğa üstü olaylara kapıyı tamamen kapatıyordu. Bir gün Abdera’da ilginç bir olay yaşanır; ‘Şehirde tanınan kel bir adamın kafasına kaplumbağa düşerek adamın ölümüne neden olmuştur. Olay esnasında olayı gören biri de o sırada gökte büyük bir kartal gördüğünü söyler. Bu durum Abdera’da tartışma konusu olur kimileri Abderalıların günahlarının artık göğe ulaştığını iddia ederek bu olayın tanrılar tarafından bir ceza olarak Abderalıların layık görüldüğünü iddia ederler. Olayı duyan Demokritos’un yorumu son derece basit ve etkilidir. Demokritos, kartalların kaplumbağayı avladıklarını ancak sert kabuklarını parçalayamadıkları için onları gökyüzünden aşağıdaki kayalıklara bırakarak kabuğunu parçaladıklarını ve yediklerini söyler. İşte bu olayda da yine böyle bir durum yaşanmıştır. Ağzındaki kaplumbağayı hangi kayalığa bırakacağını düşünen kartal o sırada yolda yürüyen kel adamın kafasını güneş ışığının da etkisiyle bir kaya zannetmiş ve aşağıya bırakmıştır.’ Görüldüğü gibi Demokritos, her şeyi doğal bir neden ile açıklamayı şiar edinmiş olayları basit ve mekanik bir biçimde açıklamaya çalışmıştır. Katı deterministtir. Kader ya da tanrı diye bir şey yoktur bunlar insanın kendi kafasının ürünüdür. Şöyle söyler Demokritos; “İnsanlar kendi güçsüzlüklerini ve kararsızlıklarını haklı çıkarmak için kader diye bir şey uydurdular. Hiçbir şey öylesine laf olsun diye anlamsızca olmaz; her şey mantıklı ve zorunlu bir nedensellikle olur. Bizim kadere yüklediğimiz her şeyin aslında belirli bir sebebi vardır.

Antik Yunan’da olduğu gibi Abdera’da da örneğin yağmur yağması halkın büyük kesimince “Zeus yağmur yolluyor” diye söylenirdi. Çünkü ekinlerin büyümesi için yağmura ihtiyaç vardır. Demokritos elbette bunu da kabul etmiyordu. Ona göre yağmurun yağma nedeninin Zeus ya da tanrılarla ilgisi yoktu. Evet, toprağın yağmura ihtiyacı vardı ancak yağmurun doğa yasalarıyla bir zorunluluk olarak yağdığını hiç ekin olmasa da yağmurun yine yağacağını söylüyordu. Şöyle diyor Demokritos: “Yeryüzündeki yaratılışın çözülüp dağılmasını bilmeyen birtakım insanlar, hayattaki kötü eylemlerini bildiklerinden, ölümden sonraki zaman için yalan hikayeler uydurarak ömürleri boyunca karışıklıklar, korkular içinde azap çekiyorlar.”

ATOMCULARIN ELEA OKULUNA REDDİYESİ

Daha önceki konularda işlediğimiz Elea Okulu’nun felsefeyi adeta tıkanma noktasına getirmesi üzerine felsefenin yönünü belirlemek için hareketin varlığını kanıtlamak gerekiyordu. Aynı zamanda görünüşü kurtarmak ve algı dünyasındaki çokluğu ve değişimi temellendirmek gerekiyordu. Varlık “birdir diyen ve varlığı cisimsel bir küre olarak düşünen Elea Okulu felsefesi aynı zamanda bu varlığın boşluk kalmayacak bir biçimde her şeyi doldurduğunu iddia ediyor dolayısıyla değişim ve harekete kapıyı kapatıyordu. Elea Okulunun felsefeyi kilitleme noktasına getirdiği “evrende boşluk yoktur” iddiası üzerine uzun yıllar düşünen Demokritos, boşluğun varlığını kanıtlamaya çalışmıştır. Bunu tam olarak başardığını ya da Parmenides’i çürüttüğünü söylemek mümkün değildir çünkü Parmenides ve Zenon başta olmak üzere Elea okulu filozofları maddeyi günümüzde dahi karşı çıkılamayacak düzeyde daha öncesinde sahip olduğu yüksek statüden adeta tekmeleyip aşağı yuvarlamışlardır ancak Demokritos felsefesiyle felsefeyi çıkmazdan çekip çıkarmıştır diyebiliriz.

Esasında modern fizik Einstein ve kuantum teorisine kadar Parmenides ‘in yanındaydı ancak günümüzde bu durum değişmiş, modern fiziğin ağırlık merkezi Herakleitos ve Demokritos tarafına kaymıştır. Madde her yerde aynı ve katı olsaydı neden yumuşak ve sert nesneler var? Bu durum ancak atomların arasında boşluk bulunduğu takdirde mümkün olabilir. Atomlar arasındaki boşluk ne kadar çoksa nesneler o kadar yumuşak ve gevşek olur bir başka deyişle özgül ağırlığı düşük olur. Aralarındaki bu boşluk ne kadar az ise bu durumda da nesneler o denli sert ve katı olurlar yine özgül ağırlıkları da yüksek olur. Atomlar arasındaki boşluk azalırsa nesne küçülür, boşluğun artması durumunda ise genişler. Sıcaklık, tat ve renk gibi nitelikler aslında gerçek nesnede yoktur bunlar duyularımızın bizi aldatmasıdır ancak ağırlık, yoğunluk ve sertlik gibi nitelikler nesnede gerçekten vardır. Tam bu noktada Parmenides ‘in ayrım yapmaksızın tüm duyuların aldatıcı olduğunu iddia ettiğini de hatırlayalım. Bu fikrin Demokritos ’ta daha ölçülü olduğu görülüyor esasen bu konuda duyuların tamamen aldatıcı olduğu konusunda Parmenides’e sert eleştiri getiren yalnızca Demokritos ‘ta değildir. Aristoteles şöyle diyor; “Bu kanıtlar (Parmenides ‘in kanıtları) diyalektik bir tartışmadan mantıksal olarak çıkar görünürse de olgular dikkate alındığında, onlara inanmak çılgınlıktır. Gerçekte hiçbir aptal, ateş ve buzun “bir” olduğunu varsayacak kadar duyularından sıyrılmış olamaz. Ancak birtakım kişiler doğru olanla, alışkanlık dolayısıyla doğru görünen arasında ayrım gözetecek denli çıldırmışlardır.”

Parmenides ‘in iddia ettiği gibi nesneler arasında boşluk olmasaydı devinim mümkün olmazdı. Her nesne her yanından bütünüyle katı ve aşılmaz bir setle kuşatılmış olurdu. Atomların arasında bulunan çok küçük boşlukların dışında çok büyük boş alanlarda vardır. Bu alanlar dünyalar arasında bulunur. Sonsuz çeşitlikte olan atomlar bu boşluklar arasında dolaşarak yaratmaya devam ederler. Bu durumu şöyle bir örnekle açıklar Demokritos; “Bir kapıyı biraz aralarsanız içeri giren güneş ışınlarıyla birlikte çeşitli büyüklük ve küçüklüklerde çeşitli yönlerde yukarı ve aşağı zıplayan sayısız toz taneciği görürsünüz. Bu toz tanecikleri aynı cinsten olmakla birlikte kimileri daha büyük kimileri daha küçüktür. Kapıyı kapatıp güneş ışığını engellemeniz onları yok etmeniz için yeterlidir” Şöyle diyor Demokritos: “Boyutlarının küçük olması yüzünden görünmez olacaklar ve bize hiç yokmuşlar gibi gelecektir.  Ne var ki, içeri girmesine izin verilen güneş ışınları onların var olduğunu gösterir… Güneş ışınlarının yokluğunda onların var olduğunu düşünmeyiz, hava bütünüyle katı cisimlerle dolu olmasına karşın bize boş gibi görünür.

Önerilen Yazı
Parmenides-Hayatı ve Felsefesi-Evreni Durduran Filozof!

HER ŞEYİ VAR EDEN ŞEYLER “ATOMLAR”
ATOMLARIN YAPISI VE NİTELİKLERİ

Tam bu noktada Demokritos, Parmenides’in cisimsel, kütlesel küresini parçalayarak en alt düzeye indirdi. Demokritos’a göre varlık ya da evren, gözle görülemeyecek denli küçük parçacıklardan meydana gelmiştir. Parmenides‘in “bir” olan varlığa atfettiği tüm özellikleri bu küçük parçacıkların her birine atfeden Demokritos, adeta Parmenides ‘in bir bütün yekpare olan varlığını ufalamıştır. Bu parçacıklara “atoma” adını veren Demokritos, atomaların sayıca sonsuz olduklarını ve evrenin en temel yapı taşı olduklarını söylemiştir. Parmenides‘in aradığı yaratılmamış, yok olmayan ve değişmeyen varlık şimdi boşlukta baskı ve itme ile öncesizden sonrasıza hareket etmekte olan som ve maddi atomda bulunmuştur.

Evrende boşluğu dolduran atomalar aynı zamanda sonsuz bir boşlukta hareket etmektedirler. Bunlar birbirlerini meydana getirmedikleri gibi hepsi ezelidir ve onlardan daha küçük parçacık bulunmadığı için hiçbir şekilde bölünemezler, parçalanamazlar ve çoğalamazlar da. Ezeli ve ebedidirler başlangıçta ne iseler şimdi ve gelecekte de O’durlar. Atomlar kendi başlarına renksiz, kokusuz, sessiz ve niteliksizdirler. Bununla birlikte atomlar devinebilirler birbirlerine çarpıp birbirlerinin içlerine geçebilirler. Her şey atomların birleşmelerinden meydana gelir. Atomlar birleşip dağılırlar ancak var olmaz ya da yok olmazlar. Değişme dediğimiz şey atomun içsel yapısından değil atomun boşlukta yer değiştirmesinden meydana gelir. Görünen nesnelerdeki bütün değişmeler bu atomların yer değiştirmeleri sırasında oluşur. Atomlar ezeli ve ebedi iken onların meydana getirdiği şeyler geçicidir. Parmenides ‘in “boşluk yoktur” iddiası işte tam da bu noktada yıkılır çünkü boşluk olmadan varlıkta gördüğümüz bu değişimlerin hiçbiri olmazdı diyor atomcu filozoflar. O kadar ki eğer atomların hareketlerini hesaplayabilirsek dünyada meydana gelecek olan her türlü değişikliği önceden bilebiliriz.

Ateş küçük küresel atomlardan kuruludur ruh ’ta aynı biçimde atomlardan ibarettir. Ruh’ un ateş gibi ve sıcak bir şey olduğunu söyleyen Demokritos, “Sayısız atom şekilleri olduğuna göre, pencereden giren ışınlarda görünen havadaki tozlar gibi, küre şeklinde olan atomlar ateş ve ruhtur.” der. Bu sözünde Demokritos’un ruhu oluşturan atomları küre şeklinde tarif etmesinin nedeni küre şeklindeki atomların her şeyin arasından geçebilmeleri ve kendileri harekette oldukları gibi ötekileri de harekete getirebilmeleridir. Atomlar tıpkı karşılıklı gelen deniz dalgaları gibi evrende birbirleriyle çarpışarak girdaplar oluşturur ve çarpışmalardan gezegenler oluşur. Küçük büyük olmak üzere binlerce gezegen vardır ve bunların bir kısmı oluşacak bir kısmı oluşmuş bir kısmı gelişen bir kısmı da yok olmakta olan yapılardır. Bu gezegenlerin kimisinde bizim Dünyamız gibi güneş ve ay yoktur, kimisinde de farklı sayılarda güneş ve ay vardır. Bununla birlikte her dünyanın bir başlangıcı bir de sonu vardır, bir dünya, daha büyük bir dünya ile çarpışarak ortadan kalkabilir. Sayıca sonsuz olan atomlar sonsuz uzayda sonsuz bir süre içerisinde devinip dururlar ve evrenin çeşitli yerlerinde girdap halinde bir araya yığılırlar bu şekilde dünyaları meydana getirirler. Birbirleriyle sürekli yanlamasına çarpıştıkları için girdap halinde devinirler.

Atomlar yeni bir dünya oluştururken ilk önce bu devinimde doğmakta olan dünyanın dış kılıfı meydana gelir bu kendine özgü bir alanda oluşmaya başlamanın ilk aşamasıdır artık. Bu oluşumun etrafında dönüp duran atomlar çekim kuvvetiyle bu dünyanın merkezi ile çevresi arasındaki ayrılığı giderek belirginleştirir ve bu girdap biçiminde tezahür eden dönme hareketinin kuvveti sebebiyle benzer atomlar birbirleriyle birleşmeye başlar. Böylece, toprak, su, hava ve ateş yani dünyanın elemanları ortaya çıkar. En büyük ve en az hareketli atomlardan birleşmiş olan toprak, ortadadır. Küçük ve yuvarlak ateş atomlarından meydana gelmiş olan hava ise dünyanın en dışındadır. Atomların hepsi aynı malzemeden yapılmıştır ancak şekil ve boyut olarak birbirlerinden farklıdırlar. Örneğin, bir kısım atomlar yuvarlak, bazıları köşeli bazıları üçgen ve çengelli, bir kısmı çok büyük bir kısmı ise çok küçüktür. Herhangi bir masa da atomlardan meydana gelir ruh ‘ta atomlardan meydana gelir. Bu ikisi arasındaki fark masayı meydana getiren atomlar şekilde köşeli ruhu meydana getiren atomlar ise kaygan, pürüzsüz ve yuvarlaktır. İşte atomların aralarındaki bu farklar sayesinde evrende yapıca farklı maddeler bir araya gelir.  Demokritos’a göre Anaksagoras’ın nous’u ya da Herakleitos ‘un logos’u atomların devinmelerinde zorunlu olarak boyun eğdikleri, matematik ve mekanik bir kanundan başka bir şey değildir.

Burada Anaksagoras’ın ‘nous’u nu da hatırlayalım. Nous, evrenin oluşması için ilk devinimi başlatan ilke olarak nesneler dünyasını yani varlıkları oluşturuyordu. Ancak Demokritos’un atomlarının nous’tan ayrıldığı nokta şudur; Anaksagoras nous’a bir tür kutsallık ve akıl atfediyor varlığın kendi kendine meydana gelmediğini onu yönlendiren düzenleyen tanrısal bir bilinç yani nous vardı. Demokritos, Anaksagoras’tan bu noktada ayrılır. Demokritos’a göre evrendeki her nesne kendiliğinden ve bir zorunluluğa göre meydana gelmektedir. Birbiriyle çarpışan ve etki-çekim biçiminde bir araya gelip ayrılarak nesneler dünyasını yaratan atomlarda tanrısal bir bilinç ya da düşünce yoktur. Evrende bir amaç olmadığı gibi rastlantı da yoktur. Evrenin oluşumu bir zorunluluktan ibarettir. Demokritos bu durumu şöyle örnekler: “Bunu (kendiliğinden oluşum düzenini) kalburlanan tohumlarda, dalgaların sürüklediği taşlarda da görmek mümkündür. Orada kalburun kasırgasıyla ayrı ayrı olarak mercimekler mercimeklerin, arpa taneleri arpaların, buğday taneleri buğday tanelerinin yanına sıralanırlar, burada ise dalgaların hareketiyle uzunca taşlar uzuncaların bulunduğu yere, yuvarlaklar yuvarlakların yanına itilir, sanki nesnelerdeki benzerlikte birleştirici bir şey varmış gibi.”

DEMOKRİTOS VE MATERYALİZM
HER ŞEY MADDEDEN İBARETTİR

Demokritos, baştan aşağı materyalist bir filozoftur. Peki nedir materyalizm? Evrende her şey maddi bir temele sahiptir. Varlık alemi tamamen fizikidir. Yaşam, ölüm gibi kavramlar fiziksel ve kimyasal süreçlerden başka bir şey değildir. Zihin ya da düşünme dediğimiz şeyde beynin faaliyetlerinden başka bir şey değildir. Günümüzden baktığımızda da bir çok yenilik ve buluş materyalizmi desteklediği görülür. Örneğin bir şizofren, modern kimyasal bir buluşun ürünü olan ilacı kullandığında gerçekliğe dönebilmektedir ya da anestezi yapılan kişilerde zaman, mekan gibi kavramların yok olduğu, bu kişilerin uyandırıldıklarında adeta hiçlikten geri dönmüşler gibi hiçbir şey hatırlamadıkları tecrübe edilmektedir. Eğer ruh, beyinden ayrı bağımsız bir töz ise anestezi etkisi altında iken nereye gitmekte neden hiçbir şey hatırlamamaktadır? Bir başka örnek olarak insanın başına indirilen sert bir darbe zihni ve bilinci yok eder görünmektedir eğer zihin ya da ruh maddesel bedenden farklı bir varlık ya da noktada iseler bu örneklerde verilen sonuçlar neden böyle olmaktadır? Elektronik bir iğneyle bir insanın beyninin küçük bir bölümü uyarılarak insanın örneğin konuşma yeteneği kaybolabilir. Eğer ruh, beyinden farklı veya daha özel bir konu ise ruhunda mı elektronik iğne yolu ile konuşma yeteneği kaybolmaktadır. Materyalist düşünce biçimine göre maddesel beden dışında başka bir özümüz, varlığımız yoktur. Beynimizin düşünce ile ilişkisi ateşin duman ile ilişkisi kadar yakın bir ilişkidir. Örneğin elimdeki kâğıt beyazdır. Bunun beyaz olduğunu bilmek bir fikirdir bu fikri bana sağlayan şey duyularımdır. Madde ise elimdeki kâğıdın kendisidir. Yani maddesel bir varlık beyindir tüm bunları algılayan, birkaç kilogram ağırlığındaki beynimiz olduğu için düşünebiliriz ruh, öz gibi kavramlarda hepsi o birkaç kilogramlık et yığının içindedir.

Demokritos, ruh denilen olgunun bile atomlardan ibaret olduğunu ifade eder ve evrende hiçbir amaç olmadığını evrenin yalnızca mekanik yasalarla yönetilen atomlardan ibaret olduğunu iddia eder. Maddeyi yaratan bir ilk neden bir akıl bir devindirici güç yoktur. Ruh ya da tin gibi doğa üstü ilkeler yoktur. Ruh, ateş gibi ince, düz ve çok hareketli atomların birleşiminden oluşur bu bütün bedene yayılan canlı maddesel temel unsurdur. Tin dünyanın yaratıcı gücü olmadığı gibi ölüm de tinle bedenin ayrılışı değildir, bedenin atomlarının ve ruhun atomlarının doğal olarak ayrışımıdır yani beden ve ruh ikisi de ölümlüdürler. Sayıları sonsuz olan atomlar başı ve sonu olmayan sürekli bir devinme halindedirler, devinme maddenin doğal durumudur. Demokritos, atomları varlık olarak, boşluğu ise varlık-olmayan olarak kabul eder. Yine Demokritos’a göre yazgı ya da kader diye bir şey de yoktur.

Tam burada Parmenides ve Elea Okulu filozoflarını hatırlayalım şöyle söylüyorlardı: “Boşluk olmayınca devinme de olmaz, evrende boşluk yoktur o halde devinme de yoktur” Leukippos ve Demokritos yani atomcular ise tam tersini söylerler: “Boşluk olmadan devinme olmaz; oysa devinme vardır. O halde boşluk maddeden yoksun alanda vardır.” Bu konuda Aristoteles, Leukippos ve Demokritos için şöyle söyler “ilke olarak, olduğu gibi doğayı aldılar.

Yine Elea Okulunun aksine Demokritos, duyuların genel olarak aldatıcı olabileceklerini kabul etmekle birlikte, onların doğru yorumlandıkları takdirde bize doğruyu verecek güvenilir bilgi kaynakları oldukları görüşündedir. Demokritos’a göre bilmenin ilk basamağı duyulardır. Duyuların aldatıcılığı­nı öne sürerek, onları küçümsemek isteyen akla karşı şu sözleri söyleyen, daha doğrusu duyulara kendilerini savunmak üzere onları söyleten yine Demokritos ‘tur: “Zavallı akıl, beni çürütmek için dayandığın kanıtları yine benden alıyorsun”

Demokritos felsefi tanrı veya tanrıları tamamen kapı dışarı etmekle birlikte doğada tanrılara yer olmadığını söyler. Herhangi bir yaratma ya da yaratılma fikri atomculukla taban tabana zıt bir fikirdir. Dünyada ve evrende olan her şeyin nedeni doğal nedenlerle açıklanırlar. İnsanlar yıldırımdan, depremden güneş tutulması yıldızların kavuşumu gibi doğal olaylardan korktukları için tanrıları yaratmışlardır. Eğer bir kimse ölüp dirildiğini söylüyorsa o aslında sadece bayılmıştır. Mucize yoktur, vahiy yoktur tanrılar yoktur bunların tamamı insanların zihinlerinden çıkan olgulardır. Şöyle söyler Demokritos: “Bir şeyin nedenini bulmayı, Pers kralı olmaya yeğlerim.”

Demokritos’a göre insanoğlu ilk zamanlar oldukça ilkeldi. Barınaksız, giysisiz ve araçsız sürüler halinde yaşıyorlar, ne bulurlarsa onu yiyorlardı. “İhtiyacın öğretmenliği” ile yavaş yavaş yaşam tarzlarını değiştirdiler. “Eller, zekâ ve birleşme ruhu” onları uygar hayata götürdü. Demokritos’a göre sanat, doğanın benzetilmesidir.

BİTMEYECEK KAVGA BAŞLIYOR: MATERYALİZM Mİ İDEALİZM Mİ?

İlk konularımızda işlediğimiz Miletli filozoflar da hatırlayacağınız üzere materyalist, evreni ve varlığı tanrılarla değil mekanik nedenlerle açıklayan filozoflardı ancak Demokritos, yöntem olarak aynı yolda gittiği Miletli filozoflardan farklı olarak maddecilik konusunda çıtayı arşa çıkarmış bir filozof olarak Platon başta olmak üzere idealistlerin bitmek tükenmek bilmeyen nefretlerinin baş odaklarından biri olacaktır. Demokritos ile Platon arasındaki savaş gelecek konularımızda işleyeceğimiz gibi iki bin yılı aşkın süredir halen sürmektedir. Platon’un Demokritos’a özel düşmanlığının sebebi budur. Aristoteles mantık konularının incelenmesinde Demokritos’u kendisinin öncüsü sayarak onurlandırır ancak Platon Demokritos ’tan nefret eder. O kadar ki Platon, kitaplarında Demokritos ‘tan söz ederken onun ismini anmadan söz eder onu ölümsüzleştirmek istemez. Şöyle söyler Platon; “Bu teoriler bütün insanlar içerisinde yayıldı. İşte gençlerin dinini boş verip yasanın inanmayı emrettiği tanrıların var olmadığını söylemeleri bu yüzden. İşte devrimlerin sebebinin yattığı yer; bu teoriler insanları doğayla uyum içinde yaşamaya çağırıyorlar, ama aslında insanlara hükmetmek istiyorlar.”

Platon’un, Demokritos düşmanlığı ile ilgili bir anekdot daha vardır. Platon, Demokritos’un yazıtlarını bulabildiği alabildiği her yerden satın alarak yırtmıştır, bu olayla ilgili olarak o sırada Platon ile de görüşen Pythagorasçı birkaç öğrenci, Platon’a bunu yapmaması konusunda telkinde bulunmuşlar. Bunun hem ahlaki olmadığını hem de bu şekilde hali hazırda yazıtları birçok insanın evinde bulunan Demokritos’u yazıtlarını satın alıp yırtarak tarihten silemeyeceği konusunda uyarmışlar. Daha da ileri giderek kendi yazıtında Demokritos ve öğrencileri için şöyle söyler Platon: “Bazılarını ölümle cezalandırmak, ötekileri kırbaçlayıp zindana atmak, üçüncüleri yurttaşlık haklarından mahrum etmek, dördüncüleri yoksullukla ve devlet dışına sürgün ederek cezalandırmak gerek.”

Platon, o dönem başaramamış olsa da daha sonra Platon’un felsefesinden etkilenerek Hristiyanlığı kuran havariler, Demokritos’un tüm yazıtlarını yok etmeyi başaracaklardır. Bu nedenle 65 kadar kitap yazdığı bilinen Demokritos’un bu yazıtlarının hiçbirisi günümüze ulaşmamıştır. Bu sonuç günümüz dünyası için de ağır ve acı bir kayıptır. Bununla birlikte Demokritos’un hayatı boyunca bu tür siyasi polemiklere girmediği yalnızca bilimle ilgilendiği net olarak bilinmektedir.

HERAKLEİTOS VE DEMOKRİTOS
AĞLAYAN FİLOZOF-GÜLEN FİLOZOF

Tam bu noktada dikkat edilmesi gereken önemli bir bağdan söz etmek gerektir. Tıpkı kendisinden önce gelen Herakleitos gibi Demokritos ’ta varlığın kaynağının maddi şeyler olduğunu iddia eder. Bu iki filozof adeta birbirlerine görünmez bir bağla bağlıdırlar. Varlığın kaynağı yani işin en başı konusunda anlaşan iki filozof ’un geri kalan evren tasarımları ise birbirinin zıttıdır. Herakleitos ’un bir daha asla eski haline dönmeyecek olan ve sürekli değişen alem tasavvuruna karşın Demokritos ’ta sürekli değişme gibi bir kavram olmadığı gibi atomlar özü itibariyle sürekli aynı kalacak ve sabit bir alemde sürekli oluş yok oluşlar meydana gelecektir. Herakleitos ’un dünyası kötümser Demokritos’un dünyası iyimserdir. Herakleitos ağlayan filozof Demokritos gülen filozoftur.

Önerilen Yazı
Heraklitos’un Bilgi Anlayışı ve Eleştirisi-Nasıl Filozof Olunur?

Demokritos’a göre; ‘Hiçten hiçbir şey çıkmaz. Var olan hiçbir şey yok edilemez. Her değişme parçaların birleşmesi ve ayrılmasından başka bir şey değildir.’ Sonsuz uzayda ezelden beri hareket halinde bulunan atomların birbirlerine çarpma ve vurmalarından gerek aynı zamanda gerekse birbiri ardından sonsuz dünyaların meydana geldikleri ve bunların tekrar dağılarak yeniden birleştikleri ve bu sürecin böylece sonsuza kadar devam edeceği görüşündedir Demokritos. O halde onun evrende, henüz bazı dünyalar meydana gelmemişken, bazılarının, örneğin bizim dünyamızın veya kozmosumuzun varlığa gelmiş olduğu, bazılarının ise artık bir dağılma süreci içine girdiğini düşündüğünü söyleyebiliriz.

Talih cömert, fakat dönektir. Doğa kendine yeter: Bu yüzden doğa daha az, fakat daha sağlam olanıyla ümidin daha çok olan şeyini yener

ATOMCU FELSEFEYE EN BÜYÜK ELEŞTİRİ: AMAÇ?

Atomcu filozoflar dünyayı erek neden bir başka deyişle son neden kavramı olmadan açıklamaya çalışmışlardır. Bir görünüşün son nedeni, onun, uğruna ortaya çıktığı gelecek bir olaydır. İnsanlar neden ev yaparlar? Çünkü barınmak isterler. İnsanlar neden uçağı icat etmiştir? Çünkü zamanı ve dünyayı yakınlaştırarak seyahat etmek isterler. Yani “şey” ler yaratıldıkları amaca göre açıklanırlar.

Herhangi bir olayla ilgili, “neden?” sorusunu sorduğumuzda şu iki şeyden birini amaçlıyoruzdur:
1. Olay hangi amaca yaradı? (Bu soru erek bilimsel bir soru yani teleolojik.)
2. Daha önceki hangi koşullar olaya yol açtı? (Bu soru ise mekanik bir sorudur.)

Atomcu filozoflar, mekanik sorular sorup bu sorulara yalnızca mekanik cevaplar vermişlerdir.

DEMOKRİTOS HAYATI VE FELSEESİ VİDEOLU ANLATIM

BU FELSEFE MAKALESİ SİZE NE HİSSETTİRDİ?

Sizin bu konu hakkında görüşleriniz neler?