1. Ana Sayfa
  2. Herakleitos
  3. Heraklitos’un Bilgi Anlayışı ve Eleştirisi-Nasıl Filozof Olunur?

Heraklitos’un Bilgi Anlayışı ve Eleştirisi-Nasıl Filozof Olunur?

Nasıl Filozof Olunur? Herakleitos Felsefesi, Herakleitos'un Bilgi Anlayışı, İnsanları Üç Gruba Ayırması, Bilgi Eleştirisi üzerine yazılı ve videolu inceleme

herakleitos-bilgi-anlayisi-nasil-filozof-olunur

Herakleitos’un tüm yapıtları maalesef günümüze ulaşmamış olmakla birlikte, 139 kadar fragmanı 2500 yıl öncesinden kurtarılmış ve günümüzde uluslararası kabul gören bir yöntemle numaralandırılarak, batı dillerinde parça anlamına gelen fragman adı verilerek kitaplaştırılmıştır. Tüm eserlerinin günümüze ulaşmamış olması dünya için büyük bir talihsizlik ise de günümüze ulaşabilmiş olan 139 fragmanı da bir o kadar şanstır. Herakleitos fragmanlarını alışılmadık biçimde uyaksız ve ölçüsüz yazmıştır. Bu fragmanların bir diğer dikkat çeken yönü ise kafa karıştırıcı nitelikte ve muamma dolu olmalarıdır. Dikkatli biçimde bu fragmanları okuyan herkes bir bulmacanın içinde bulur kendini, sanki fragmanların çözümü kasıtlı olarak okura bırakılmıştır. Herakleitos’un fragmanları, şark kaynaklı kutsal kitapları andırır hatta İslam dininin kutsal kitabı Kuran’ın üslubunu anımsatan bu bulmaca esaslı fragmanlar, tarihten günümüze birçok önemli filozofu etkilemiştir. Herakleitos bir fragmanında; “Delphi’deki tanrıça ne konuşur ne de saklar; o sadece işaret eder.” Demiştir. Bu fragmanı derinlemesine düşündüğümüzde Herakleitos’un kendi yazım tarzından bahsettiğini görürüz. Okuruna doğrudan bir şey anlatmak yerine ona sadece göstermeyi yeğler, böylece bu dürtüyle onun düşüncesini harekete geçirmeyi amaçlar.

Önerilen Yazı

Heraklitos Fragmanlar-Tüm Sözleri

HERAKLEİTOS’UN BİLGİ ANLAYIŞI
Herakleitos, insanları bilgi durumlarından hareketle ikiye ayırır; anlamasını bilenler ve bilmeyenler. Araştırıcı kişiler anlamasını bilirlerken diğerleri ise sağır gibidirler, duysalar da anlamazlar onlar, varlıkları ile yoklukları birdir. Onlar yanı başlarında olan olağanüstü şeylerden bile haberdar değillerdir ve bunları ne doğru dürüst kavrayabilirler ne de hakkını vererek hayret edebilirler. Onlar, hayattan, yaşananlardan ders almasını da bilmezler. Aslında insanların büyük çoğunluğunun durumu böyledir. Bunlar evrendeki uyumu da göremezler ve karanlıklar içinde yaşarlar. Ruhları, ateşten uzaklaşmış insanlardır onlar, çünkü yanı başlarındaki ateşi göremezler. Herakleitos, 17. Fragmanda bu tür insanları şu cümlelerle anlatır: “Birçok insanın başından bir sürü olay geçer, ama bu olayları bir türlü anlayamazlar, sanki anlamış gibi gezerler. İnsanlara logosa uymak gerektiğini söyledim, ama onlar beni anlamadılar. Çünkü onlar benim sesime kulak vermediler. Onlar uykuda yaşayanlar gibidir. Evrendeki yasaya, ortak olana uyun dedim. Onlar bana uymadılar. Sanki her birinin özel görüşü varmış gibidirler.”

14. fragmanda ise şöyle söyler: “Bu insanlar evrendeki ilahi yasayı anlamayan insanlardır. Evrendeki ilahi yasaya uygun olarak yaşamalı her insan.” Bu fragmandan anlıyoruz ki Herakleitos, yurttaşlarına bütün insanların yasaları ilahi yasadan beslenmelidir öğüdünü salık veriyor ve evrende hüküm süren tanrısal yasaya uygun bir devlet düzeni kurulmasını öğütlüyor. Anlaşılıyor ki Herakleitos doğa yasaları ile tanrısal yasalar arasında bir ayrım da yapmadığı gibi bunların ikisinin birbiriyle iç içe geçtiğini ifade ediyor. Herakleitos’un bu konuda, bir önceki konumuzda anlattığımız tek tanrıcı Ksenophanes’in yolundan gittiğini görüyoruz. Evren ile Tanrıyı özdeşleştiren Herakleitos buna da logos adını vermiştir.

Herakleitos’un fragmanlarının tümünü göz önünde bulundurduğumuzda evrende hüküm süren tanrısal yasa ile insanların bu yasa karşısındaki durumlarına ilişkin değerlendirmelerini şu şekilde toparlayabiliriz;

İnsanlar bu yasayı (yani logosu) anlamadıkları gibi çevrelerinde olup biten olayları da anlamamaktadırlar. Onlar sağır ve kördürler ve hayatın müziğini de duyamamaktadırlar.
İnsanların logosu anlamamalarının temel sebebi sübjektif olmalarıdır. Yani onlar sanki her şeyi biliyormuş gibi davranmakta ve evrene dair kendi yetersiz bilgileriyle yetinmektedirler.
Bilim yaparken de, felsefede de objektif bir bakış açısı geliştirilmelidir. Ancak insanlar yarım yamalak bilgilerle bilim yapmaya çalışmaktadırlar.
Tüm insanların ortak özelliği bir akla sahip olmalarıdır. Ancak insanlar tembeldirler ve bu yüzden de akıl güçlerini köreltmektedirler.

Evrendeki tanrısal yasa olan logosu anlamayan insanlar hayvanlar gibi yaşamaktadırlar. Bu da bedensel tutkulara aşırı biçimde bağlı olmalarından kaynaklanmaktadır. Bu tür insanlar akıllarını geliştirmek yerine bedensel ihtiyaçlarına çok daha fazla önem vermektedirler.

Herakleitos, insanların arzularının peşinden koşmalarını en kötü şey olarak görür ve insanı logosu kavramaktan uzaklaştıran ve onu cehalet karanlıklarına sürükleyen şey olarak gördüğü bedensel hazları küçük görür. Çünkü arzular karşılığında insanlar adeta ruhunu satmakta, bedeninin efendisi olması gerekirken kölesi olmaktadır. Oysa Herakleitos’a göre bilgelik yolundaki ilk önemli adım bedenin kölesi değil efendisi olabilmek ve bu bedensel arzulara hâkim olabilmektir. Ancak insanlar hayvanlar gibi yaşadıkları için felsefe, bilim, sanat üretmeye zaman bulamamaktadırlar. Herakleitos, bilgelik yolunda ilerleyen ruhun durumunu da, kötü ruhun sulu, en iyi ruhun ise kuru ruh olduğunu söyler ve böylece evrensel yasayla yani logosla özdeşleştirdiği ateşi, insan ruhunun bilgeliği konusunda da açıklar. İnsan ruhunu tutkulardan arındırıp bilgeleştirdikçe ruh sulu bir yapı olmaktan çıkacak ve Herakleitos’un evrensel uyum yasasıyla özdeşleştirdiği ateşe daha yakın olan kuru bir ruh halini alacaktır. Herakleitos bu savaşı en büyük savaş olarak niteler çünkü bu savaş insanın kendi ruhunda olup biter ve tutkuları yenmeye yöneliktir.

HERAKLEİTOS İNSANLARI ÜÇ GURUBA AYIRIR
Herakleitos fragmanlarında, evrende hüküm süren yasa olan logosu anlamayan insanları üç gruba ayırır.

Birinci guruptaki insanlar; her büyük laf karşısında ağzı açık bakakalan budalalar gibidirler. Ayak takımınınki gibi bir yaşam tarzları olan aşağılık insanlardır onlar. Herakleitos’un burada ayak takımı ve aşağılık derken kastettiği insanlar fakir olanlar değildir. Çünkü Herakleitos’a göre yaşam tarzının soylu ya da aşağılık olması ne parayla ne de sınıfsal değerlerle ilgilidir. Ona göre soyluluk, tamamen düşünme soyluluğudur. İnsanın evrene dair düşüncelerinin soylu olmasıdır. Diğer yandan birinci guruptaki insanları tanımlarken kullandığı bu cümlelerde, büyük laflara kötü gözle baktığı düşünülmemelidir. Herakleitos burada her büyük lafa bakıp kalan insanları eleştirmektedir bunun nedeni de insanların önemli bir kısmının tembel olmasıdır bu nedenle kendileri yerine başkalarının konuşmasını yeğleyen insanları kast eder burada. Bu durumu 104. Fragmanda dile getirir şöyle söyler Herakleitos; “Nedir ki onların aklı ya da inançları? Onlar halk türkücülerine kanıyorlar ve toplumu kendine öğretmen yapıyor ve hiçbir şey de bilmiyorlar, çünkü çok ’un kötü azın ise iyi olduğunu bilmiyorlar.

Bu fragmandan anlaşılıyor ki Herakleitos’a göre çokluk hiçbir şey için ölçü değildir. Asıl olan ölçü iyi ve adil olandır. Buradaki çokluk sözünde çok paraya ya da çok güce sahip olmakta dâhil her türden çokluğu kastettiği anlaşılıyor. Bu fragmana göre insanın görevi araştırmaktır, doğru olanın yanında olmaktır. Böylece Herakleitos insanlara aktif bir araştırma ve sorgulama durumu içinde olmalarını salık verir. İnsanların büyük çoğunluğu ortalıkta dolaşan bir sürü fikre hayranlık duyarlar, ancak gerçekte hayranlık duydukları fikirle ilgili ya hiç ya da çok az bilgi sahibidirler bu ikisi de aynıdır. Hayranlık duydukları fikirleri sorgulamazlar, iç yüzünü araştırmazlar hatta birçoğunun aklına bile gelmez. Özetlemek gerekirse; bu birinci gruptaki insanlar toplum tarafından kabul edilmiş otoriter fikirleri, inançları hiç sorgulamadan alan budalalardır.

İkinci Gruptaki İnsanlar; Herakleitos, ikinci gruptaki insanları ise tanımadıklarına havlayan köpeklere benzetir. Bu yönleriyle ilk grupta yer alan budalalardan daha tehlikelidir bunlar çünkü her şeyi ben bilirim düşüncesiyle herkese saldırırlar ve başka görüşlere saygı göstermezler. Bu insanlar belli bir düşünce oluşturmuş ve o düşünceyi kayıtsız şartsız doğru kabul ederek dogma haline getirmişlerdir. Tanımadıklarına havlayan köpekler, farklı olanı kabul etmeyen insanlardır. Herakleitos’a göre filozoflar, farklı düşünmeli ve bunu ilan etmelidir. İnsan, yaşama tarzından memnun değilse; ya dünyayı ya da yaşam tarzını değiştirmelidir. Dünyayı değiştiremeyeceği durumlarda yaşam tarzını değiştirmesi gerekir. Ancak insanların büyük çoğunluğu bunu yapmamaktadırlar. Bu ikinci gruptaki insanların belli bir dünya görüşleri vardır ve bu görüşler dışında hiçbir düşünceyle ilgilenmek istemezler. Hatta bu kabul gören dünya görüşlerinin ötesine geçmek isteyen insanları da engellemek isterler.

Üçüncü Gruptaki İnsanlar: Filozoflar ve şairlerdir. Herakleitos burada filozof ve şairler derken filozof olarak Pythagoras ve Ksenophanes’i, şair olarak da Homeros ve Hesiodos’u kast eder. Günümüze ulaşmış olan fragmanlarının birinde Homeros’u insanların en aptalı olarak gösterir. Anlaşılacağı üzere bu konuda da Ksenophanes ile aynı çizgide gitmektedir. Eski Yunan kültürünün temel taşlarından biri hatta en başındaki taş olan Homeros’a böyle bir meydan okuma çok sarsıcıdır. Herakleitos, Homeros’tan bahsederken açıkça aptal der ve evren anlayışını ondan edinen insanları da eleştirir. Aynı şekilde Eski Yunan dünyasının diğer büyük mit kurucusu olan Hesiodos ’ta ondan nasibini alır ve bu iki mit kurucusunun Yunan toplumunu zehirlediğini söyler. Herakleitos’un Homeros ve Hesiodos’a yönelik eleştirileri aslında bütün Yunan kültürüne yöneltilmiş etkili bir eleştiridir. Bu iki mit kurucusunu eleştirmesinin sebebi onların Yunan dünyasında en büyük otoriteler olarak kabul edilmeleri sebebiyledir. Herakleitos, Homeros’un İlyada’da “Tanrıların ve insanların yol açtığı kavga yok olsun” sözünü de eleştirir ve zıtlıkların bir ahenk ve uyum yarattığını tıpkı dişi ve erkek olmasa canlı diye bir şeyin olmayacağı gibi, eğer kötülüklerin kaynağı olan madde ortadan kaldırılırsa dünya da yok olacaktır Herakleitos’a göre. Şöyle söyler; “Savaş her şeyin babasıdır. Savaşı ortadan kaldırırsak  dünyadaki her şey de ortadan kalkar.” Çünkü nesneler devinimli ilerleyen bir yanma sürecinin evreleridir; savaşa egemen olan yasanın karşıtları uzlaştırmasından meydana gelmiş olan uyumlardır, birliklerdir. Dolayısıyla savaş olmasaydı evrendeki nesneler de olmazdı. Dahası Herakleitos, Homeros ve Hesiodos’un eserleri ve fikirlerinden yola çıkılarak asla bilge olunamayacağını söyleyerek kendi dönemi için olduğu gibi günümüzde bile kışkırtıcı bir düşünür olmuştur. Şöyle söyler Herakleitos “Başka bir kanla kirlenerek arınırlar, tıpkı birinin çamurun içine girerek temizlendiği gibi. Birisi onların böyle yaptığını görse buna delilik der. Tıpkı birisinin evlerle konuşması gibi tanrı heykellerine yalvarıyorlar, ne tanrıları ne de kahramanları tanımayanlar işte böyle olurlar” “Makamlar, tanrıları ve insanları köle yapar” diyen Herakleitos, tanrıları için ağıt yakan Mısırlılara şöyle seslenmiştir “Eğer tanrıysalar neden onlar için ağıt yakıyorsunuz? Eğer onlar için ağıt yakıyorsanız artık onları tanrı saymayınız

HERAKLEİTOS’UN BİLGİ ELEŞTİRİSİ

Şairlerin yanı sıra filozofları da evrensel hakikatlerin bilgisinden mahrum olarak damgalayan Herakleitos, kendisinden önceki en önemli ve en etkili filozoflardan biri olan Pythagoras’a düzenbazların başı diye saldırır. Ömrünün 67 yılını daha çok şey görmek ve öğrenmek için gezgin olarak geçiren Ksenophanes’i ise “çok şey görmekle bilge olunmaz” diyerek eleştirir. Herakleitos’a göre bilgiyi toplamak tek başına bir şey ifade etmez, anlayarak bilgi elde etmek önemlidir. Hatırlanacağı üzere Yunan dünyasına doğa ve ahlak felsefelerinin yanı sıra Ksenophanes ile birlikte bilgi felsefesi de girmiş, böylece bilgide ölçüt ve değer problemleriyle bilgi eleştirisi geleneği de başlamıştı. Herakleitos, Pythagoras ve Ksenophanes’in önemsedikleri çok bilgi edinme çabalarını, yani polymathos durumunu eleştirmektedir. Ksenophanes’in biriktirme esasına dayanan bilgi anlayışının yerine aktif bir bilme anlayışını ön plana çıkarmıştır. Herakleitos’a göre çok bilmek, yani polymathos yerine derinlemesine bilmek anlamına gelen botnes durumu önemsenmelidir. Çünkü ona göre filozof olmak için anlamak, çoğaltmak ve üretmek yani bir anlamda yapıyı yoğurmak gerekir. Herakleitos 40. Fragmanda şöyle söyler; “Çok şey bilmek insanı akıllı yapmaz. Eğer böyle olsaydı Hesiodos ile diğer hocalarımız ve Ksenophanes ile Hekataios bilge olurlardı

Yine Pythagoras içinde 129. Fragmanda şöyle söyler; “Pythagoras insanlar içinde en fazla araştırma yapan kişidir; ama o da bütün bilgeliğini başkalarının kitaplarından aldığıyla yapmıştır. En kötü sanat bilgiyi yığmaktır”.  Görüldüğü gibi Herakleitos, Pythagoras’ın araştırmacı kişiliğini kabul ediyor, takdir ediyor ancak ona göre bunları anlamamış olması nedeniyle eleştiriyor.

Bu durumda Herakleitos’a göre insanların bilgiyi üç yolla elde ettiklerini söyleyebiliriz;

Birinci Yol; bilgiyi başkalarından öğrenerek elde etmektir. Herakleitos bu bilgilerin her zaman yanlış olmayabileceğini ama daima sorgulanmaları, eleştirel biçimde de düşünülmesi gerektiğini söyler.

İkinci Yol; bilgiyi kişisel tecrübeler ve deneyimler sonucu elde etmektir. İnsanların bu tür bilgilerden yararlanabilmesi ve gerçekten bir şeyler öğrenebilmesi için önce tecrübe etmeyi, yani görmeyi ve duymayı bilmeleri gerekir. Oysa çoğu insan bunun nasıl olacağını bilmez. Herakleitos, görülen ve duyulanı bilgide tercih ettiğini ancak insanların görmesini ve duymasını bilmediklerini söyler. Herakleitos’un gözünde doğanın kendisi doğrudan bir kitaptır ve uygun şekilde kaleme alınmış sözlerle okunur. Doğa, insanlarla konuşmaktadır ancak ona kulak vermek gerekir. İnsanların büyük çoğunluğu ise görmeyi ve duymayı bilmedikleri için bu büyük kitaptan yararlanmayı da başaramamaktadırlar. Bu konuda şöyle der Herakleitos “ruhları barbar olanlar doğanın dilini anlamazlar” Buradaki barbar ifadesiyle herhangi bir dil bilmeyen insanlar kastedilmiştir. Yine bir başka yerde şöyle der “ruhları barbar olan insanlar için gözler ve kulaklar kötü tanıktır” İnsanlar varlık âlemini ve doğayı gözlerimizle görerek ve kulaklarımızla duyarak anlamaya çalışırız. Hem doğa hem toplum hem de tek tek insanlar bizimle bir şekilde konuşmaktadırlar ve bu dili bilmeyen insanlar doğanın ve insanın hakikatini hiçbir zaman anlayamazlar. Bu nedenle doğanın bilgisine hazırlanmak için öncelikle insanın doğanın diline ruhunu hazırlaması gerekir. İşte bu yüzden tek başına deneyim, görme ve duymanın insanı filozof yapamayacağı anlaşılmaktadır. Asıl önemli olan görme ve duyma sonucu elde edilen verileri değerlendirebilecek bir kavrayışa sahip olmaktır. Herakleitos’a göre asıl sorun görmek değil, görmesini bilmektir ve insanların büyük çoğunluğu görme ve işitme duyularından yararlanmasını bilmezler.

Üçüncü Yol; insanın önce kendisini araştırması ve dolayısıyla kendisini bilmesidir. Herakleitos 101. Fragmanda “kendimi keşfettim” der. Ona göre, kendisinden uzak bir ayrılık içinde olan kişi aynı zamanda varlıkla da ayrılmış kişidir. Bu nedenle insan her şeyden önce kendi kendisini keşfetmekle yükümlüdür. 35. Fragmanda Herakleitos bilgeliği seven yiğitlerin gerçek anlamda çok araştırmacı olmaları gerektiğini söyler. Ona göre altın arayanlar çok toprak kazarlar ama çok az altın bulurlar. İnsan neyi aradığını bilmezse aradığı şeyle karşılaştığında onun aradığı şey olduğunu dahi bilmeyecektir. İnsanın elinde bir harita olması, bu haritayı araştırmaları boyunca yeni bilgiler ışığında daima düzeltmesi ve böylece hedefe ulaşması gerekir. Herakleitos’un verdiği çok toprak kazıp altın arayanlar örneğinde de derin anlamlar yatar. Herakleitos bu toprak sözcüğüyle insanın yıllarca içine dolmuş olan bilgileri kasteder. Toprak, yıllarca sizin altınlarınızı saklamış durmuştur. Bu toprak, anneden, babadan ve toplumdan gelen sorgulamaksızın alınmış bilgilerdir. Bunlar zamanla insanın kendi özünden uzaklaşmasına, kendi içinde yatan cevheri ve hakikati yani altınları yitirmesine yol açmıştır. Bu nedenle bilgelik peşindeki kişinin bir diğer önemli görevi de içinde birikmiş olan bu ölü toprağı bolca kazmak, buradaki zaman içinde oluşmuş önemsiz, sahte ve eksik bilgileri kazarak hakikate erişmektir. Demek ki Herakleitos ’ta bilginin başlangıç noktası topraktır. Herakleitos’a göre herkeste akıl bulunmaktadır ve bu aklı ortaya çıkarmak gerekmektedir. Bu süreç aynı zamanda insanın kendisini bilmesinin de sınırını belirleyecektir.

Herakleitos araştırma sürecini şu şekilde özetler;

1.İnsan önce içinde birikmiş olan toprağı yani geleneksel bilgileri ele almalıdır.
2. Sonra bu bilgilerden bir şekilde kurtulmalıdır.
3. Sonra bunlara tekrar dönmelidir.
4. Son noktada ise bunların ne olduğunu tanımalıdır.

Anlaşılacağı üzere son kertede Herakleitos insana, bir zamanlar öğrendiğini sandığını şeyleri her daim sorgulamasını salık vermektedir.

Herakleitos’un bilgi anlayışı bölümünde dile getirdiğimiz tüm bu düşünceleri bir bütün olarak ele aldığımıza Herakleitos’un evrende gizli bir yasa bulunduğuna inandığını, bu gizli yasanın insanlara açılmayı beklediğini, kendini geleneksel önyargılardan kurtaran ve bunların sıkı bir öğrenicisi olan insanların bu gizlerin incelenmesine kendisini hazır hale getirmiş olacağı inancına sahip olduğunu söyleyebiliriz. İnsan doğanın gizlerine yönelik bu araştırmayı iki uçlu olarak ilerletecektir. Bunlardan ilki kendi ruhunun öğrenilmesi, ikincisi ise doğanın ya da kâinatın öğrenilmesidir. İlki içe dönük, ikincisi ise dışa dönük öğrenmedir. İnsanın kendini bilmesi kozmosu bilmesine bağlıdır çünkü insanın benliği de bir küçük kozmos ve bir küçük logos ’tur ve bu ikisinin dili aynıdır. O halde insan kendini bilmek için evrene, evreni bilmek için kendine bakmalıdır. Evrende gizli olan bu yasa bir anlamda insanlarla konuşmakta, onlara bir şeyler söylemektedir ve bu dili bilmeyen kişiler salt duyu verileriyle yetinerek asla evrenin evren yasasını anlayamayacaklardır. Çünkü bu yasa, özü itibariyle duyusal değil akılsal bir yapıdadır. Bu nedenle o ancak üst bir akılla anlaşılabilir, üst bir akla sahip olmak için de yapılması gerekenlerdir bunlar.  Herakleitos’un fragmanlarda ki üslubu öğretileriyle bu nedenle uyuşmaktadır. Çünkü doğa nasıl görünenin ardına gizlenmeyi seviyorsa ona uygun bir anlatımın da hakikati görünür işitilir sözcüklerin ardında bir yere gizlemesi doğaldır Herakleitos’un. Bir de yazdıklarının insanların çoğu tarafından anlaşılamayacağının farkındadır o; yalnızca bu bilgelik kilidine sahip olanlar bilgeliklerinin anahtarıyla açsın ister yazıtlarını. Bu yüzden insanların cehaletine nefretle bakmış ve bu nedenle de toplum tarafından kibirli olarak görülmüş ve özellikle ömrünün son dönemlerinde adeta insan düşmanı olup çıkmış ve toplumdan çekilerek, ot ve yeşillikle beslenerek Artemis tapınağında yaşamaya başlamış, fragmanları bittiğinde de, kitabını topluma sunmamış Artemis tapınağına bırakmıştır. Burada bir gün çocuklarla aşık kemiği oyunu oynarken kendisine gelen insanların şaşkın bakışlar üzerine onlara hakaret etmiş ve “Sizlerle devlet yöneteceğime çocuklarla oyun oynarım” demiştir.

Herakleitos ile ilgili kapsamlı bilgi edinmek için aşağıdaki yazıları da okumanızı tavsiye ederiz.

Önerilen Yazı

Heraklitos’ta Evren ve Logos-Ruh Arkhe Ateş Açılımları


Önerilen Yazı

Heraklitos’un Ahlak ve Erdem Anlayışı


Önerilen Yazı

Herakleitos’un Hayatı-Diyalektiğin Babası

HERAKLEİTOS’UN BİLGİ ANLAYIŞI-NASIL FİLOZOF OLUNUR VİDEOMUZ

Yorum Yap
BU FELSEFE MAKALESİ SİZE NE HİSSETTİRDİ?

Yorum Yap