SOKRATES: Peki menfaatçiler derken kimleri kastediyorsun?
TALEBE: Değersiz işlerden değer çıkarmaya çalışanları kast ediyorum.
SOKRATES: Peki bu menfaatçiler değersiz işler yaptıklarının farkında olarak mı yapıyorlar bunları? Yoksa farkında değiller mi? Eğer farkında değillerse bu yalnızca menfaatçi değil aynı zamanda aptal oldukları anlamına da gelir.
TALEBE: Aptal olup olmadıklarını bilmiyorum ama hile peşinde ve çıkarcı oldukları açık. Bu hileleri sayesinde de kazançlarını elde ediyorlar. Yaptıkları işin değersiz olduğunu içten içe bilirler ancak yinede utanmaları yok.
SOKRATES: Ne demeye çalıştığını doğru anlamak istiyorum. Yani bu çıkarcı bir ağaç dikip sonra bu ağaç büyüyünce ondan çıkar sağlamayı düşünen kişi midir?
TALEBE: O her şeyden çıkar sağlamayı düşünür Sokrates.
SOKRATES: Bu biçimde öfkeyle ve hızlı cevaplar verme. Sorularıma dikkatli cevap ver. Çıkarcı dediğin kişi yaptığı işin değerli olduğunu düşünmüyor mu?
TALEBE: Sanırım öyle düşünüyordur.
SOKRATES: Güçlü hatiplerimizi anarak bu meseleyi araştıralım öyleyse. Hangi fidanın hangi toprağa dikileceğini bilen insana ne deriz?
TALEBE: Çiftçidir o.
SOKRATES: Peki çıkar elde etmek dediğin şeyde böyle bir şey mi?
TALEBE: Evet.
SOKRATES: O halde bu genç halinle benim aklımla alay etmeyi bırak ve bana emin olmadığın işten bahsetme. Kendisini çiftçi olarak gören ve fidan eken biri nasıl oluyor da ektiği fidanın hiç bir değeri olmadığını düşünüyor?
TALEBE: Evet bu da var.
SOKRATES: Düşünmeye devam et. Bir süvari atına zararlı ot yediriyor ama atının başına gelecekleri bilmiyor. Mümkün mü bu?
TALEBE: Hayır değil.
SOKRATES: Bir gemiciyi düşün şimdi. Düşün ki gemisini değersiz yelkenlerle donatmış fakat böyle yaparak gemisine zarar verdiğini bilmiyor. Mümkün mü?
TALEBE: Değil.
SOKRATES: Yani bu gemici gemisini değersiz araçlarla yürütmeye kalkarsa gemisinin batma tehlikesi olduğunu bilir.
TALEBE: Evet.
SOKRATES: Peki ordusundaki silahların yararsız olduğunu bilen bir komutan? Bu silahlara değer biçip bir çıkar elde edeceğini hesap eder de savaşa girer mi?
TALEBE: Girmez.
SOKRATES: Değersiz yayıyla gezen okçu, flavtacı, kitaracı yahut başka birileri. Yararsız aletlerle gezip bundan çıkar elde etmeyi umarlar mı?
TALEBE: Ummazlar.
SOKRATES: Çıkarcı derken kimleri kast ediyorsun o zaman? Biraz önce iddia ettiğin gibi değersiz işlerden değer çıkarmaya çalışanlar olmadığını gördük.
TALEBE: İyi de Sokrates. İddiamın gerçek olduğunu sen de biliyorsun belki doğru ifade edemedim. Değersiz şeylere karşı doyumsuzca iştah besleyen ve bunlardan para kazanan çıkarcılar yok mu?
SOKRATES: Vardır ama belli ki senin değersiz addettiğin şeyleri onlar öyle görmüyorlar. Biraz önce bunu zaten konuştuk.
TALEBE: Evet söylediklerine katılmıştım.
SOKRATES: Düşünelim o halde. Eğer uğraştıkları işlerin değersiz olduğunu bilmiyorlarsa ve bunları değerli zannediyorlarsa o zaman haklı olabilirsin.
TALEBE: Evet.
SOKRATES: Çıkarcılar, çıkarlarını kollarlar değil mi?
TALEBE: Evet.
SOKRATES: Kaybın karşıtı kazançtır değil mi?
TALEBE: Evet.
SOKRATES: Kaybetmekle iyilik bulan var mıdır?
TALEBE: Yoktur sanırım.
SOKRATES: O halde kaybetmek kötülüktür demiş olursun?
TALEBE: Evet öyledir.
SOKRATES: Kaybeden biri zarara uğrayan biridir yani?
TALEBE: Evet.
SOKRATES: Kaybın karşıtı da kazançtır demiştik.
TALEBE: Doğru.
SOKRATES: O halde kayıp kötüyse onun karşıtı olan kazançta iyidir diyeceğiz.
TALEBE: Evet.
SOKRATES: O halde sen çıkarcılara iyiliği severler demiş oldun.
TALEBE: Sanırım bir yerde hata yaptım.
SOKRATES: Sen iyi olanı sever misin?
TALEBE: Tabiki.
SOKRATES: Peki sevmediğin bir iyilik yahut sevdiğin bir kötülük var mıdır?
TALEBE: Zeus şahidim olsun ki hayır.
SOKRATES: Tüm iyilikleri eşit derecede mi seviyorsun peki?
TALEBE: Evet.
SOKRATES: Senin gibi ben de iyiliği severim. Dışarı çıkıp başka insanlara da sorsak onlar da iyiliği sevdiğini söyleyeceklerdir. Kötülükten de hiç hoşlanmadıklarını söyleyeceklerdir değil mi ne dersin?
TALEBE: Öyle derler.
SOKRATES: Biz kazanca iyilik demiştik değil mi?
TALEBE: Evet.
SOKRATES: Üstelik sen çıkarcıları da kazanç düşkünü olarak tarif etmiştin. Bu tarife göre gördüğün gibi bütün insanlar çıkarcı oldu.
TALEBE: Peki şöyle desem. Şerefli insanların kazanç sağlamaya tenezzül etmeyeceği şeylerden kazanç sağlayanlara çıkarcılar diyorum desem?
SOKRATES: Diyebilirsin. Fakat biz kazancı da iyilikle bağdaştırmıştık. Hatta herkesin iyiliği sevdiğine kötülükten hoşlanmadığına kanaat getirmiştik.
TALEBE: Doğru.
SOKRATES: Yani şerefli olmak ve iyiye yönelik hareket etmek şartıyla yaptığı işten kazanç elde etmek isteyene çıkarcı dememiz gerekmez.
TALEBE: Anlıyorum.
SOKRATES: Zarar etmek nedir peki? Kazancın karşıtı olan kayba uğramak mı?
TALEBE: Evet, kayba uğramaktır.
SOKRATES: Yani insanlar kazançtan değil kayıptan dolayı kayba uğrarlar öyle mi?
TALEBE: Hayır, ikisi de kayba uğratabilir.
SOKRATES: Zararı olmayıp yalnızca faydası olan bir şeye iyi şey dersek iyi bir şeyin aynı zamanda kötü olduğunu da kabul edebilir miyiz?
TALEBE: Hayır tabiki.
SOKRATES: Kazanç, kötü olan kaybın karşıtı değil midir peki?
TALEBE: Öyledir.
SOKRATES: Bir şey gerçekten kötülük ise onun karşıtı zorunlu olarak iyilik değil midir?
TALEBE: Evet.
SOKRATES: O halde hala neden beni kandırmaya çalışıyorsun?
TALEBE: Asıl beni kandırmaya çalışan sensin Sokrates. Nasıl oluyorsa hep sen haklı çıkıyorsun!
SOKRATES: Sözlerine dikkat et. Ve anlatacaklarımı dikkatle dinle.
TALEBE: Dinliyorum.
SOKRATES: Philaidoi’li Peisistratos’u pekala tanırsın. Aslında ikimizin de memleketlisi sayılır. Onun en büyük ve akılca en zengin oğlu Hipparkhos’tur. Bilgeliğine delil olarak önce Homeros’un şiirlerini ezbere bilmesini sayabiliriz. Sonra Teos’lu Anakreon’u şehire getirebilmek için elli kürekli bir gemiyle birlikte para ve hediye dolu çantayla Keos’lu Simonides’i gönderdiği bilinir. Şerefli bir insandı ve bildiklerini paylaşırdı. Yurttaşlarının eğitimine önem verirdi. Uzun yıllar şehirde bu işlerle uğraştıktan sonra şehir dışındakileri de eğitmek için şehrin dışına Hermes heykelleri diktirdi. Şiirleri onun bilgeliğinin deliliydi bu yüzden şiirlerini taş üzerine yazdırdı. Delphoi tapınağındaki ‘kendini bil’ ve ‘daha fazla hiç bir şey’ sözleri onu öylesine etkilerdi ki şehrin girişlerine yaptırdığı iki hermes heykelinin birine şöyle yazdırdı: “Bu Hipparkhos’un anıtıdır. Dostunu aldatma“. Bu söz şehrin girişindeki sağ tarafta bulunan Hermes heykelinde yazıyor. Diğer heykelde de şöyle yazıyor “Bu Hipparkhos’un anıtıdır. Bu yolda giderken doğruluğu düşün”
Hipparkhos’un ölümünden sonra Atinalılar üç yıl boyunca onun hatrı için kardeşi Hippias’a katlandılar. Oysa onlar Kronos’un asası altında yaşayan bir milletti. Bazı bilginler onun ölümünün de anlatıldığı gibi olmadığını söylerler. Zaten halk arasında anlatılan ölüm sebebi saçmalıktan başka bir şey değil. Harmodios’un kız kardeşiyle ilgili bir mesele olmadığı belli. Çünkü anlatılana bakarsan Harmodios’u, Aristogeiton yetiştirmiş ve bununla gurur duyuyormuş. Hipparkhos’u ise kendine rakip olarak görüyormuş. Yetiştirdiği Harmodios adını şimdi hatırlayamadığım asil bir gence aşık olunca aklı karışmış ve o zamana dek Aristogeiton’un sözünden çıkmayan bu genç sonra Hipparkhos’un talebesi olmuş. Sonuç olarakta bu sebeple kıskançlıktan Hipparkhos’u öldürmüş. Her neyse. Ben seni aldatmaya çalışmıyorum.
TALEBE: Konuşmaya devam edelim mi?
SOKRATES: Edelim ama artık bu konuşmayı tavla oynar gibi sürdürelim. Çünkü bir daha seni kandırmaya çalıştığımı düşünmeni ve böyle bir şeyi bana söylemeni kaldıramam. Tüm aldanma ihtimallerini ortadan kaldıracak bir biçimde sürdürelim bu konuşmayı. Ortaya çıkan hangi hükmü geri almamı istersin ki seni aldatmaya çalıştığımı artık düşünmeyesin. Bak şu nasıl. Tüm insanlar iyiliği ister. Bunu geri almamı ister misin?
TALEBE: Hayır istemem.
SOKRATES: Peki şu nasıl. Kayıp, kazancın karşıtıdır. Bunu geri alayım mı?
TALEBE: Hayır alma.
SOKRATES: Şuna ne dersin. Kazanç kötülüğün karşıtıdır o halde kazanç bir iyiliktir. Bunu geri alayım mı?
TALEBE: Evet bunu geri al. Çünkü bu her zaman geçerli değil.
SOKRATES: O halde sana göre iki tür kazanç var demektir. Bunların ilki iyi kazanç ikincisi ise kötü kazançtır.
TALEBE: Aynen öyle.
SOKRATES: Tamam şimdi anlaştık. Anlıyorum ki sana göre bir iyi kazanç bir de kötü kazanç var. Peki bu iki kazanç türü arasında iyi kazancı, kötü kazançtan daha fazla bir kazanç olarak saymalı mıyız?
TALEBE: Ne demek istediğini anlayamadım.
SOKRATES: Şöyle anlatayım. Örneğin hem iyi yemek hem de kötü yemek var mıdır?
TALEBE: Evet.
SOKRATES: Bu durumda biri diğerinden daha mı yemek olur? Yoksa her ikisi de hala yemek midir? Eğer yemek olmak bakımından birbirlerinden ayrılmıyorlarsa iyi yemek ve kötü yemek olarak birbirinden ayrılabilirler mi?
TALEBE: Evet ayrılırlar.
SOKRATES: Yani özleri aynı ise iyi, kötü yemek ya da içecek olarak ayırmaya gerek yoktur. Çünkü iyi yemeğin de kötü yemeğinde özü aynı. Peki insanda böyle midir? Şu kişi iyi bu kişi kötü dediğimizde de onlar özleri bakımından neticede insandırlar değil mi?
TALEBE: Tabiki.
SOKRATES: Özleri aynı olduğu için onlardan birisine şu daha fazla insan bu daha az insan demeyiz değil mi?
TALEBE: Evet.
SOKRATES: Şimdi kazanca dönelim. Kazançta özü gereği kazançtır o halde. Kötü olana daha az kazanç iyi olana daha fazla kazanç diyemeyiz değil mi?
TALEBE: Diyemeyiz.
SOKRATES: O halde şerefli kazançta şerefli olmayan kazançta özü gereği kazançtır. Özüne bakarak birine daha fazla kazanç diyemeyiz.
TALEBE: Evet.
SOKRATES: Demek ki özü bakımından az veya çok diyemediğimiz bir şey hakkında konuşmak kolay değil.
TALEBE: Doğru.
SOKRATES: Her ikisi de özü gereği aynı biçimde kazanç ise bizim yapmamız gereken artık bunun özü üzerine düşünmektir. Çünkü sen kazancı iyi ve kötü olarak ayırıyorsun ama gördük ki bu doğaya ait bir ayrım değil. Örneğin yemek, ister iyi ister kötü olsun vücudun kuru gıda ihtiyacını karşılar. İçecekler de aynı şekilde vücudun sulu gıda ihtiyacını karşılar. Onları iyi içecek kötü içecek diye ayırmak ilkesel değildir. Diğer şeyler de böyle değil midir?
TALEBE: Öyle görünüyor.
SOKRATES: Örneğin hiç sermaye harcamadan elde edilen kazanç ile sermaye harcayarak elde edilen kazanç arasında bir fark var mıdır? Bunların ikisine de kazanç demez misin?
TALEBE: Evet ikisi de kazançtır.
SOKRATES: Bir ziyafete katıldığımızı düşün. Hiç sermaye harcamadan bu ziyafette tıka basa doyduğumuzda hastalık kazanırız. Peki sen buna da kazanç der misin?
TALEBE: Zeus şahidim olsun ki hayır.
SOKRATES: Peki ölçülü bir katılımla bu ziyafette sağlık kazandığımızı düşün. Buna ne dersin?
TALEBE: Bu bir kazançtır.
SOKRATES: Demek ki bilgisizce yaptığımız işlerde kazanç elde edemeyiz. Çünkü neyin iyi neyin kötü olduğunu bilmeden yaptığımız işler rastgele işlerdir, bunlardan da kazanç elde edilmez.
TALEBE: Doğru.
SOKRATES: Peki madem ki kötülük bir kazanç olmaktan çıktı. O halde bundan elde ettiğimiz yalnızca kayıp değil midir?
TALEBE: Sanırım öyle.
SOKRATES: Dönüp dolaştığın yerin hatasını gördün mü? Artık kazanç yalnızca bir iyilik kayıpsa daimi kötülük oldu.
TALEBE: Nasıl olduğunu anlayamıyorum ama öyle oldu.
SOKRATES: Şaşkınlığın normal. Ancak gel konuya devam edelim. Az harcayarak çok kazanmak bir kazanç mıdır?
TALEBE: Eğer kazanılan şey kötülük ise hayır. Ancak kazanılan şey iyilik ise evet derim. Örneğin az harcayarak çok kazanılan altın ve gümüş ise evet derim.
SOKRATES: Peki yarım stathmon altın harcayıp iki katı gümüş kazansak buna bir kazanç mı yoksa kayıp mı diyeceğiz?
TALEBE: Bu bir kayıptır. Çünkü on iki altın eden bir para yerine iki misli gümüş alarak iki altın almış olduk.
SOKRATES: Ama iki katını almıştık. Bütün yarımın iki katı değil midir?
TALEBE: Evet ama altın ile gümüşün değerlerine göre karşılaştırırsak hayır.
SOKRATES: Demek ki kazancı konuşurken değeri de hesaba katmamız gerekiyor. Çünkü sen gümüş çok daha fazla olsa bile altın değerinde olmadığını söylüyorsun. Çok daha az olan altının ise kendisinden kat kat fazla gümüşten daha değerli olduğunu söylüyorsun.
TALEBE: Evet çünkü bu böyle.
SOKRATES: O halde kazancı meydana getiren asıl sebep değerdir. Bu fazlalık eksiklik ile ilgili bir mesele değil. Yani bir kazanç elde ettiğini iddia eden kişi bir değer elde ettiğini iddia ediyor. Eğer iddiası doğru değilse ortada gerçek bir kazanç yok demektir.
TALEBE: Öyle.
SOKRATES: Değerli olan şeyler elde edilmeye değer şeyler midir peki?
TALEBE: Evet.
SOKRATES: Peki elde edilmeye değer olan şey aynı zamanda faydalı olan mıdır ya da faydasız olan olabilir mi?
TALEBE: Faydalı olandır.
SOKRATES: Faydalı olan şey de iyiliktir demiştik değil mi? Bunu ayırmak içinde bilgi gerekliydi.
TALEBE: Evet.
SOKRATES: Peki sen ey tüm insanların en erdemlisi! Bilmem kaçıncı defa üzerinde anlaştığımız şeye göre kazancın bir iyilik olduğunu inkar mı ediyorsun şimdi?
TALEBE: Hayır etmiyorum.
SOKRATES: Bu tartışmanın başını hatırlıyor musun?
TALEBE: Hatırlar gibiyim.
SOKRATES: Ben sana hatırlatayım. Sen benim karşıma geçip şerefli insanların her hangi bir kazancı değil, kötü kazancı değil yalnızca iyi kazançları elde etmeyi kabul ettiklerini iddia etmiştin.
TALEBE: Evet.
SOKRATES: Fakat şimdi geldiğimiz noktada bir gerçeğe ulaştık. O gerçek diyor ki küçük olsun büyük olsun değer ürettikten sonra bütün kazançlar iyidir.
TALEBE: Evet Sokrates. Nasıl olduğunu hala kestiremesem de bunu kabul etmeye sürükledin beni.
SOKRATES: İyice düşün anlarsın. Fakat anlasan da anlamasan da büyük küçük değer üreten tüm kazançların iyi olduğunu şimdi kabul etmek zorunda kaldın değil mi?
TALEBE: Evet ediyorum.
SOKRATES: Şerefli insanların da iyilikleri talep ettiğini kabul eder misin?
TALEBE: Ederim.
SOKRATES: Fakat tartışmanın başında şerefli olmayan insanların da büyük yahut küçük her türden kazancı arzuladıklarını söylemiştin.
TALEBE: Söylemiştim.
SOKRATES: O halde senin aklına göre bütün insanlar aynı kazancın düşkünü oluyor. Değer, iyi ya da kötü diye ayrımlar kalmadı.
TALEBE: Öyle oldu.
SOKRATES: O zaman kimseyi çıkarcı diye ilan etme hakkın kalmadı çünkü sen de bir çıkarcısın.

