Platon M.Ö 427 yılında doğdu. Aristokrat bir aileden gelen Platon’un baba tarafı Kral Kodros anne tarafı Solon’un akrabalarıydı. Dönemin devlet adamlarından Kritias ve Kharmides’in de yakın akrabalarındandır. Genç Platon, Sokrates ile tanıştığında daha çok bir şairdir ancak Sokrates’in öldürülmesiyle birlikte birkaçı hariç tüm şiirlerini yakmıştır. Sokrates’le tanışmasından itibaren yaklaşık dokuz yıl boyunca yani Sokrates’in öldürülmesine kadar onun yanından hiç ayrılmamış hocasına tam bir bağlılıkla bağlanmıştır. Sokrates’in öldürülmesinin ardından pek çok öğrencisi gibi Platon’da Atina’yı terk etmiş ve Megara’ya yerleşmiştir. Bu infaz ile birlikte geleceğin devlet başkanı adaylarından biri olan Platon siyasete tamamen yüz çevirmiş ve kendisini felsefeye adamıştır.
Platon, sistemli felsefeyi başlatan ilk filozoftur. Atina’ya tekrar döndüğünde Akademi adını verdiği okulunu kuran Platon, ikinci hocası olarak gördüğü Pythagoras’ın etkisiyle üç defa Güney İtalya ve Sicilya’ya gitmiş, burada Pisagor’un yaşayan öğrencileriyle görüşmüş ve onlardan aynı zamanda felsefe dışında matematik eğitimleri de almıştır. Seksen yıl ömür yaşadığı Atina’da kurduğu Akademi’nin bahçesine gömülen Platon bütün dünyayı etkileyen en büyük filozoflardan biridir. Felsefeyle kendini olgunlaştıramayan insanlar için şöyle söyler “Bir gün türküler eşliğinde şarap içer, bir gün sağlıklı yaşamaya karar verir, bir gün koşup oynar bir gün tembelleşir dünyayı umursamaz. Bir bakarsınız kendini felsefeye verir, tekrar bakarsınız devlet adamı olmuş kürsülerde konuşur, aklına geleni söyler durur bir gün öyledir bir gün böyle. Bazen asker olur savaş ister başka bir gün ticarete atılır iş adamı olur. Yani ne düzene gelir ne de sıkıya”

PLATON HAKKINDA BAZI EFSANELER
- Platon’un Atina’da doğduğu klişesi kesin değildir. Atina ya da Pire Körfezi üzerinde yer alan adalardan birinde doğmuş olması muhtemeldir.
- Platon’un gerçek isminin dedesinin ismi olan Aristokles olduğu, Platon lakabının ise kendisine geniş omuzları nedeniyle jimnastik öğretmeni tarafından verildiği iddiası da doğru değildir. Gerçek isminin de Plato olması muhtemeldir. Kaldı ki Antik Yunan’da böyle büyük bir fikir adamının hayatı boyunca lakabıyla yaşaması ihtimali düşüncesi son derece tuhaftır ayrıca kendisi de isminin Plato olduğunu söylemektedir.
- Platon’un defalarca kez Mısır’a gittiği, hatta uzun yıllar Mısır’da kaldığı ile ilgili rivayetler asılsızdır.
- Arapça’da yan yana iki sessiz harfin okuma zorluğundan dolayı Arapların kendisine Eflatun ismini verdiği doğrudur.
- Gençliğinde Herakleitos’un öğrencisi Kratylos ile görüştüğü doğru olmakla birlikte onun öğrencisi olduğu iddiaları asılsızdır.
- Platon hakkında yaşadığı dönem çağdaşları tarafından bazı efsaneler üretilmiştir. Bunlardan en meşhuru Platon’un annesinin esasen bir bakire olduğu ve bakire olarak Platon’u dünyaya getirdiğidir. Babasının ise sanılanın aksine Ariston değil Tanrı Apollon olduğu dilden dile dolaşmıştır. Bu efsanelerin esas sebebi Platon’un yüksek zekasına duyulan hayranlık olmakla birlikte Platon bu iddiaları kabul etmemiştir.
- Sokrates’le tanışması anlatıldığı gibi 19 ya da 20 yaşında değil 18 yaşında olmuştur. Platon, Sokratesle tanışmadan önce felsefe ile ilgilenmiyordu. Sokrates ile tanıştığı günün bir gece öncesinde onu rüyasında gördüğü ve Sokrates tarafından çağırıldığı söylenir. Bu iddia Sokrates tarafında da doğrulanır çünkü Sokrates’te rüyasında kucağında bir pelikan gördüğünü ve bunun yanına gelecek olan Platon olduğunu etrafına haber verdiği bilinir. Benzer durum ileride Platon ve Aristoteles arasında da yaşanacak ve Platon Aristoteles’in kendi okuluna geleceğini talebelerine söyleyecektir.
- (Bu maddeler 20’ye kadar çıkartılabilir ancak genel bir fikir vermesi açısından bu kadarı yeterli görüldü)
PLATON’DA FELSEFENİN AMACI VE İDE’LER
Platon, ömrünün 25 yılını hocası Sokrates’i hakkıyla anlamakla onun erdem ve bilgi felsefesi üzerine kafa yormakla geçirdi. Felsefesini matematik ve geometri ile sağlam temeller üzerine kuran Platon, kendisinden sonra gelecek filozoflara da bunu öğütlemiştir. Gelip geçen, değişen, zamana bağlı ya da zamanla bozulan şeylerle felsefe yapılmamalıdır. Çünkü felsefenin amacı laf kalabalığı yapmak değil inkâr edilemez hakikatleri ortaya koymaktır. İşte buna temel olarak matematik ve geometri harika bir yoldur. Çünkü onlar inkâr edilemezler, zamana bağlı değildirler ve değişmezdirler.
Geometriyi düşünelim. Onu kavramak için yalnızca akıl yeterlidir gözleme ihtiyaç bile kalmaz. Bunun gibi matematikte sayılar ve ölçüde gözleme ihtiyaç olmayan biricik ve apaçık hakikatler olarak yanı başımızda dururlar. O halde gelip geçici olmayan bilimlerle gelip geçici olmayan bilimler desteklenir ve hakikatlere ulaşılır. İşte Platon’un ideleri de buna bir örnektir. Platon’da İdeler üç bölümde incelenir. Bunların ilki kendiliğinden ide, ikincisi tabiat yani maddeye etki eden ide üçüncüsü ise teleolojik gaye olan gidişatı gösteren ide’dir. Platon’un etkilendiği üç filozofun başında hocası Sokrates ardından Pythagoras ve Parmenides gelir.
Vatanı için şehit olan bir askeri, insanların bilmesi için şehit olan bir filozofu çocuğunun yaşaması için kendini feda eden bir anneyi düşünelim. Üç olayda esas itibariyle birbirinden farklı gözükmekte ancak bu olayları birbirine bağlayan bir şey olduğu arka planda akılla derhal kavranmaktadır. Bu Antik Yunan filozoflarının “arete” dedikleri mükemmele doğru gitme eğilimi gösteren bir tekamülü olduğu gibi aynı zamanda tüm insanlarda evrensel ve doğuştan gelen adalet, estetik, ölçü gibi duygu ve özelliklerin de bir ispatı niteliğindedir. Dünyanın herhangi bir döneminde herhangi bir yerinde herhangi bir millet yoktur ki yukarıda verilen örnekleri bilmesin, haberi dahi olmasın yahut bunları hiç düşünmemiş olsun. Bu imkansızdır. Tüm hatları sayıyla ölçülüp biçilmiş bir heykeli düşünün yahut tüm sözleri estetik bir ölçüyle yerli yerine konulmuş bir şiiri yahut inkar edilmesi mümkün olmayan güzel dediğimiz estetik bir yüzü yahut her bir notası sayının ahengiyle çınlayan muhteşem bir piyano eserini düşünün. Tüm bunlarda güzel olan “güzel” dediğimiz ortak bir şey olduğu açıktır. Ne var ki bunlar duyularla algılanan cisimler gibi şekillenmiş şeyler değillerdir yalnızca akılla kavranan soyut varlıklardır. Bize özgü bir düşünce biçimi olan ve kavram dediğimiz şeyler yani bir şeyi bir şeyin altına koyabilme yetisi kategoriler için çok önemlidir ve bu dahi tek başına ideaların ispatıdır. Çünkü idealar en az hatırlayan insanda bile ara ara coşku uyandırırlar. Bu coşku bir kendinden geçme (ekstasis) halinden çok uyuklamakta olan ideanin insanda aniden parlayıp sönmesidir.
Kötülüğün ortadan kalkması mümkün değildir çünkü kötülük, iyilik için diyalektik olarak zorunludur. İnsanın yapması gereken şey adalete alabildiğine yaklaşarak Tanrıya yakınlaşmak ve bu dünyayı sorunsuzca atlatmaktır. Çünkü adalet tüm erdemlerin en büyüğüdür. Aklın adaleti felsefeye (philosophia) uyması iradenin adaleti cesur (andreia) olması vücudun adaleti ölçülü (sophrosyne) olmasıdır. İnsan adil ve erdemli oldukça yeryüzünde de gökyüzünde de giderek Tanrılaşır ve ne kadar çok Tanrıya benzerse ona o kadar çok bilgi lazımdır. Platon’un en yüksek iyi ideası günümüzde halen aşılamamıştır. Aşacağını iddia eden Kant, Platon’u tekrar etmekten ileriye gidememiştir. Hegel’in de zaten böyle iddiası olmamıştır. Platon biliminde gelip geçici fenomenler değil evrensel yasalar izlenmelidir. Eğer varlık varsa ve meydana gelme sürekli biçimde devam ediyorsa bunun nedeni töz aleminde ide’nin sürekli taşmasıdır yoksa meydana gelme sürekli devam edemezdi. Zaten var olmak düşünce ile aynı anlama gelir. Madem ki varlık kesin ve yadsınamaz bir biçimde vardır o halde bu varlığın bir özü olması gerekliliği mantıksal zorunlu bir sonuçtur. Varlığın özü ise ancak akılla bulunur ve kavranabilir. Duyulur dünya’ya bakarak varlığın özünü bulmak ve kavramak ise okyanusun içinde uzay aramaya benzer ki bu imkansızdır. Şöyle söyler Platon “Bir takım şeyler görülür fakat kavranamaz, bir takım şeyler ise kavranır fakat görülemez.”

PLATON OKULU: AKADEMİA
Dünya ve İnsanlık tarihini baştan sona etkileyen kurduğu Akademi okulunda öğrenciler ince elenip sık dokunularak seçiliyordu. Akademi’nin içerisinde ders salonları, kütüphane odaları, öğretmen odaları bulunurken sistemli bir şekilde kurallara bağlı idare edilen okulda dersler programlara göre belirlenip ilerleniyor ve yalnızca Atina’dan değil birçok ülkeden de öğrenciler bu okula katılabilmek için şehir ya da ülke değiştiriyorlardı. Büyük matematikçi Eudoksos dahi kendi talebeleriyle birlikte günümüzdeki Balıkesir şehrinden Atina’ya gelerek Akademi’ye katılmıştır. Akademi’de verilen dersler felsefe, geometri, matematik, astronomi, fizik, sanat gibi konulardan oluşuyordu. Platon’un Akademisinde yetişen talebeler en başta iyi ve erdemli birer felsefeci olmak için eğitilirken demogoglar yerine dürüst devlet adamları, çoğunluğu inanç (pistis) barındıran retorik yerine çoğunluğu episteme (bilgi) barındıran diyalektik yöntemle eğitim alıyorlardı. Platon burada hem verilecek derslerin müfredatını hazırlıyor hem de kendisi şahsen de ders veriyordu. Öğrenciler dersleri büyük bir dikkatle ve not alarak takip ediyorlardı. Bu derslerin çoğunluğu (örneğin idealar) halka açık dersler değil talebeleri yetiştirmeyi amaçlayan derslerdi. Aristoteles, Akademi’ye M.Ö 367 yılında henüz 17 yaşındayken başlamıştır. Platon’un Akademia’sı etkinliğini tam 900 yıl boyunca sürdürmüş ve çağlar boyunca bu okuldan önemli felsefeciler, bilim insanları çıkmıştır. Akademi, M.S 529 yılında Bizans İmparatoru Justinyen tarafından siyasi gerekçelerle kapatılmıştır.

PLATON’UN RUH ANLAYIŞI
Platon’un din anlayışı günümüzdeki bağlamından farklı olmakla birlikte o, dini Tanrıların da üzerinde tutar. Platon’a göre Antik Yunan tanrıları da dine uymamaktadır. Yaşadığı dönemde halkın inandığı tanrılara inanmayan Platon dinin ise, toplum için gerekli bir başka ifadeyle toplumda güzel ahlaklılık için gerekli bir ortak değerler manzumesi tutkalı işlevi olarak görür. Ortak değeri olmayan bir toplum birbirine bağlı kalamaz ve bu toplumda kaos kaçınılmaz gerçekliktir. Ortak değerlere sahip olmayan bir toplumda çürüme ve bozulma meydana gelir ve bu çürüme devleti de ele geçirir. İşte bu toplumda yaşayan filozof kendini sıkışmış ve kötülükle sarmalanmış halde bulur ne yapacağını bilemez hale gelir. Platon’un ifadesiyle kendini fırtınada vahşi hayvanların içine düşmüş bulan bu kimse artık ne devlete ne de topluma güvenemez hale gelir. Bu durumda da yapması gereken şey kendi içine çekilmek ve fırtına geçene dek kendisi ve dostlarıyla başbaşa kalmak, onlarla felsefe yapmaya devam etmektir. Bu çürüme ve yozlaşma içerisinde bulunan filozof, kendini bunlardan korumalı ve ruhunu kirletmeden yaşayıp ölmelidir. Zaten Platon’a göre ölüm yalnızca bedenin ölümüdür, ruh ise asla ölmez. Çünkü ruh aktif hareket ettirici yani yaşamın kaynağı iken beden pasif hareket ettirilen konumunda yaşam için ruha ihtiyaç duymaktadır. Ruhun kendisi doğrudan idealardan pay alan ezeli ve ebedi bir töz olduğu için canlı ve cansız varlıkları da bu kategoride ele alır. Ruhu olanlar canlı varlıklar iken ruhu olmayan varlıklar cansız varlıklardır. O halde Platon felsefesinde yalnızca insanların yahut hayvanların değil evrende ki gök cisimleri, yıldızlar ve gezegenlerin de ruhu vardır. Çünkü ruhu olmayan bir varlık hareket edemez.
Platon felsefesinde erdemin temeli rasyonalizm ve akıldır. Bu insanında rasyonel doğasına karşılık gelir. Bununla birlikte bir de rasyonel olmayan doğa vardır ve bu da ikiye ayrılır. İnsanda akla yönelen bir soylu doğa bir de akılla hareket etmeyen aşağılık doğa vardır. Soylu olan irade ile, aşağılık olan ise şehvetle ilerler. Bununla birlikte ruh, duyularla algılanamaz o ancak tasvir edilebilir. Bununla birlikte ruh’ta, tıpkı idealar gibi ezeli ve ebedidir.

