1. Anasayfa
  2. Mantık

Neden Mantıksızız? (İçsel ve Dışsal Nedenler)

Mantıksız olmak ve doğru akıl yürütmeler yerine yanlış konuşmak, davranmak ya da yanlış eylemlerde bulunmamıza neden olan içsel ve dışsal nedenler anlatılıyor.

Neden Mantıksızız? (İçsel ve Dışsal Nedenler)

Tüm bilimlerin ve bilgilerin atası olarak görülen Mantık bizi yanlış, hatalı, kasıtlı ya da kasıtsız söz, eylem ve işlerden korur. Doğru düşünmek ve doğru eylemde bulunmanın olmazsa olmazı olan mantık ilmini bilmek bizi doğru düşünemeyen ya da kötü niyetli kimselerin zararlarından korumakla kalmaz aynı zamanda daha dürüst, daha dengeli ve daha gerçekçi bir insan olmamızı sağlar. Mantık bilmeyen bir kişi ister iyi isterse de kötü niyetli olsun fark etmeksizin hem kendini hem de etrafındaki insanları kandırır. İyilik gibi kötülüğe de yatkın olan insan doğası, evren ve gündelik hayatımızda mantık bilmediğimiz takdirde kötü niyetli kişilerin bizi kendi ya da gruplarının çıkarları için suistimal etmeye hazırdır. İnsanın en büyük faaliyeti olan doğru akıl yürütmek ve bilmek ancak her şeyden önce mantık bilmekle mümkündür.

Bir işe bir cemaate ya da bir kimseye ‘yanlış’ diyebilmemiz için doğru düşünmenin şartı olan mantık ilmini bilmemiz zorunludur. Bu yanlışlar ise üç şekilde karşımıza çıkabilir:

  1. Biçimsel Yanlışlar: Akıl ve mantık doğrusuyla bilinen bir gerçeğe aykırı olma ya da muhalefet etme gibi yanlışlar bu kapsamda ele alınır. Örneğin “Bazı insanlar müzik yapmaya doğuştan yeteneklidir, Alper müzik konusunda yetenekli değildir. O halde Alper insan değildir” dediğimizde bu durumda kıyas kurallarını ihlal ederek biçimsel bir yanlış yapmış oluruz.
  2. İçeriksel Yanlışlar: Bunlar bilgisel yanlışlardır. Bilgi ile bilginin ifade ettiği nesne arasında parça-bütün yanlışı yapılır. Örneğin “İnsan gülen bir varlıktır, insanın eli onun bir parçasıdır. O halde insanın eli de gülen bir varlıktır” dediğimizde burada parça ve bütün uyumsuzluğunu gözden kaçırdığımız için bilgisel bir yanlış yapmış oluruz.
  3. Davranışsal Yanlışlar: Doğrulu tescillenmiş bir durumu kabullenmemekle ilgili yapılan yanlışlardır. Basit işlerde ve gündelik hayatta en çok yanlışlar bu kategoride karşımıza çıkar. Örneğin Türk geleneğinde “Tanrı misafiri” gibi bir kavram vardır. Bu kavrama göre kapımızı çalıp misafirimiz olmak isteyen birine “Hayır” demek davranışsal bir yanlıştır.

Bu yanlışlar aynı zamanda önem derecesine göre sıralanmıştır. Örneğin biçimsel yanlışlar hayati ve en büyük yanlışlar iken değer sıralaması açısından ondan sonra içeriksel yanlışlar gelir. Çünkü içeriksel yanlışlar da doğrudan bilginin kendisiyle ilgilidir ve orada yapılan bir yanlış aynı zamanda biçimsel yanlış haline de gelecektir. Davranışsal yanlışlar yerine ve durumuna göre doğruluğu ya da yanlışlığı tartışılabilir konulardır.

Mantık ilminde yanlış terimi kategorik ya da biçimsel hatalı akıl yürütme demektir. Doğru olmadığı halde, safsatalar ya da konuyu çarpıtan şüpheli ya da yetersiz ispatlarla muhatabı manipüle etme durumunu ifade eder. Her alanda olduğu gibi özellikle ilmi sahada her gün yüzlerce defa örnekleriyle karşılaştığımız kendisinin ya da grubunun inancını, ideolojisini çarpık ve yeterince düşünülmemiş delillerle ispatlamaya kalkıp muhataplarını kandırarak onları kendi safına çekmeye çalışan sofistleri hiç bir zaman unutmamak gerekir. Mantık bilen bir kişi ise bu aldatmacalardan kaçınabilen kişidir. Karşısındaki sofist ya da sofistlerin onu ikna etmek için ileri sürdüğü mercek altına alındığı takdirde her biri tartışmaya açık çarpık ispatları ve sofistin bunları birbirine dayandırarak nasıl hatalı köprüler kurduğunu ve muhatabını yanıltmaya çalıştığını anlar.

Ayrıca mantık bilen bir kişi yanlışın da ne olduğunu teorik olarak bildiği için pratik hayatta sofistin onu aldatmaya çalıştığını en başta yalnızca sezgi yoluyla dahi hissedecektir. Bir diğer avantaj ise mantık bilen kişi gündelik hayatında da aldatıcı ve yanlış düşüncelerin ne olduğunu kolaylıkla farketmeye başlar ve kendisini kandırmaya çalışan siyasetçilerin, demagogların, kendi inancını ya da ideolojisini satmaya çalışan cambazların tuzağına düşmekten de kurtulacaktır. Mantık bilen kişi aynı zamanda dil oyunlarını da farketmeye başlar ve hem kendisi bunlardan kaçınır hem de kendisine karşı kurulan bu tuzakları fark eder. Dolayısıyla mantık bilen bir kişi yalnızca bu ilmi kavramış olmakla bile dünyanın büyük çoğunluğundan sıyrılarak akıllı bir kişi haline gelir. Bununla da kalmaz her şeyin mantığını kavrayabilen bu kişi aynı zamanda yanlışları da herkesten daha iyi tanıdığı için bu durum onu daha erdemli bir insan olmaya zorunlu olarak çekecektir. İçerisinde mantık barındırmayan ya da mantık kurallarına uymayan hiç bir bilim ya da hiç bir bilginin en ufak bir değeri yoktur.

İnsanların büyük çoğunluğu farkında bile olmadan yanlışlar içerisinde yaşar ve bu durumu normalleştirir. Bunun nedeni insan aklının mantık ilmiyle eğitilmemesi ve dolayısıyla durum ve olgulara öznel, bireyci yaklaşımı onu subjektif ve dış nedenlere bağımlı bir insan yapar. Kişiyi yanlış düşündürüp yanlış baktıran ve yanlış bir hayat yaşatan bu öznel ve subjektif nedenlere geçelim.

MANTIK YANLIŞLARINDA ÖZNEL VE SUBJEKTİF NEDENLER

  1. Bilgisizlik: Bir konuda, bir durum ya da bir kişi hakkında yeterli bilgi sahibi olmadığı halde o şey hakkında öznel ve subjektif kurgular yaratarak hem kendini hem de başkalarını buna inandırmaya çalışan kişilerin böyle yaşamasındaki en temel faktör bilgisizlik ve daha da kötüsü bilgisizliğinin/bilgi eksikliğinin farkında bile olmamaktır.
  2. Önyargılar: Varsayımlar, ön kabuller ve bilgisizliğinde eklemlenmesiyle önyargıya dönüşen öznel ve subjektif tutum kişinin akıl yürütmesini engeller ve onu aptallaştırır.
  3. Kasıtlı Yanıltma: Kendi bilgisizliği ve dar dünyasına katlanamayan kişi başkalarını da yanına çekerek hiç olmazsa psikolojik olarak haklı olduğunu düşünmek ya da bir başka ifadeyle rahatlamak ister. Bu düşkün durumda yaşayan kişi en basit doğruları bile kasıtlı olarak çarpıtarak zincirleme mantık hatalarıyla dolu düşkün hayatına başkalarını da ortak etmek ister.
  4. Hırs ve Arzu: Aşırı hırslı ya da arzulu kişiler saplantı, tutku, kıskançlık, sahte gurur, öfke ve kafada kurma gibi durumlara ister istemez düşeceği için bu durum onda kendi fikrine karşı aşırı bir güven ve inanç yaratacaktır. Kişisel saplantıları, hezeyanları, acizliği ya da alışkanlıkları onu gerçeklerden koparmaya başlar ve yanlış üstüne yanlış yapmaya devam eder. Egoyu koruma isteği devreden çıkamayacağı için gerçekleri olduğu gibi görme ya da bir başka ifadeyle kendi zavallı durumunu kendisine itiraf edememe davranışı sürekli kendisini besleyen bir canavar gibi bu kişiyi daha da zavallı ve yanlışlar bataklığında çırpınan bir insana dönüştürür.
  5. Tecrübesizlik ve Dikkatsizlik: Özellikle ergenlerde ve geç ergenlik yaşayan kişilerde çok yoğun görülen bu sebepte kişi kendi dar hayat tecrübesinden yola çıkarak kendisinden çok daha tecrübeli olan muhatabının altında ezilerek egosal bir saplantıya girer. Dikkatsizlikte bu tabloya çoğunlukla eşlik ettiği için yani muhatabının eylem ve söylemlerini dikkatli biçimde irdeleyip algılayacak mantık bilgisi olmadığı için yine kendini kandırma yolunu seçerek basit ve yüzeysel hatta yer yer akıl dışı eleştiri ve saldırılarla muhatabına veremediği zararı kendi egosunu bu şekilde besleyerek kendini kandırmaya çalışır.
  6. Hızlı Yargılar: Kişiyi ya da durumu etraflıca bilmeden cımbızlama ya da işine geleni işine geldiği gibi seçme safsatalarıyla hızlı yargılarını besler ve kendini sürekli yeni safsatalarla besleyerek haklı olduğuna inandırmak ister. Gerçekte yaşanan durum ise yeterince bilmediği bir konu, kişi ya da durum hakkında yanlışlar bataklığında debelenmeye devam etmekten başka bir şey değildir.
  7. Duyular: Mantık ilmini bilmeyen bir kişi duyularının esiri olarak yaşamaktan kurtulamaz. Çünkü duyuları vasıtasıyla dış dünyadan aldığı verileri doğru yorumlayacak ve yanlışa düşmeden doğru yere tasnifleyecek bir akıl ve idrak kabiliyetinden yoksundur. Gerçekte bu kişinin duyuları yoluyla edindiği dar ve kısıtlı bilgi yalnızca öncüllerin bilgisidir ve yalnızca öncülleri bilerek hiç bir konu hakkında hiç bir çıkarım yapamayız.
  8. Kuruntu ve Hezeyanlar: Yanlış sanılar beslendikçe kuruntu ve ardından da hezeyanlara dönüşür. Böyle bir kişinin yanlışa düşmeden doğru akıl yürütmesi de mümkün değildir. Kuruntu, gerçekte karşılığı olmadığı ya da eksik çıkarımla bulunduğu halde o şeyi tamamıyla anladığını zannetmekten ileri gelir.
  9. İradesizlik: İlk sekiz maddenin tamamından kurtulan ve mantık ilmini bilen bir kimseyi bekleyen tehlike iradesizliktir. Çünkü irade sahibi değilse yalnızca bilmekle yani bu bilgileri irade yoluyla açıkça ortaya koymadan yanlışlar bataklığından yine kurtulamayız.
  10. Fiziksel ve Ruhsal Rahatsızlıklar: Yalnızca mantık ilmini hakkıyla bilmek dahi kişiyi bir çok psikolojik rahatsızlıktan kurtarmaya yeterlidir. Ancak yeterince mantık bilmiyorsak ve fiziksel ya da ruhsal bir rahatsızlığımız da varsa bu durumda yanlış akıl yürütmek yine mümkün hale gelecektir.
  11. Yargılar: Gelenekler, örfler, adetler gibi sorgulamadan kabullenilmiş düşünceler de yanlış düşünmemize neden olur. Bir kişiye, konuya, topluma ya da olguya yeterince vakıf olmadan genel geçer yargılarla ve genellemelerle yaklaşmak yanlış akıl yürütmemize neden olur.
  12. Hafıza: Hafızamız da bizi kolayca yanıltabilir. Özellikle geçmiş yaşamımız ya da hoşumuza gitmeyen şeyler konusunda hafızamız sahte bir duvar örerek bizi kandırmaya çalışabilir. Genellikle insanlar işlerine gelmeyen şeyleri hafızalarından silmek ya da farklı biçimde yerleştirmek yoluyla kendilerini ve diğer insanları kandırırlar. Bu durumda yapılacak hafızamızın devrede olduğu konular, durumlar ya da kişiler hakkında konuşurken bu durumu hep göz önünde bulundurmak ve temkinli olmaktır.
  13. İletişimsizlik: Sevmediğimiz hatta nefret duyduğumuz insanlar, konular ya da olgularla tanıştığımızda çoğunlukla hatalı düşündüğümüzü ve iletişimsizlik nedeniyle yaşanan bir tür sahte gerçeklik ya da gerçekliği çarpıttığımızı fark ederiz. İnsanların çoğu kelime ve dil oyunlarıyla yaşar. Bu durum kişinin kendi öznelliğini de çarpık bir hale getirir. Kendi düşüncelerini kendi sözlerini gerçek ve önemli zannederken muhatabını doğru dürüst dinlemeye gerek dahi duymaz. Bu nedenle özellikle eleştireceğimiz konularda muhatabamızla açık iletişime geçip onun karşısında yani iletişim kurarak eleştirmek hem erdemli hem de tek dürüst tutumdur. Pek çok yanlış düşüncemiz esasında iletişimsizlikten kaynaklanır. Karşı tarafı dikkatle dinlemek ve ne demek istediğini anlamaya çalışmak bile büyük bir adımdır. Bununla birlikte eğer anlayamadığımız ya da hatalı bulduğumuz bir yer varsa muhatabımıza bununla ne kastettiğini açıkça sormak iletişimsizlikten kaynaklanan ve hayatımızın büyük bölümünü dolduran pek çok hatalı akıl yürütmeyi kökten çözecektir.
  14. Transfer Etme: Esasen başka kişiler ya da olaylar nedeniyle yaşadığımız içsel çatışmayı hatta öfkeyi esasen bizimle ilgisi olmadığı halde başka bir insana ya da konuya transfer etme yanlışıdır. Başkaları nedeniyle hatta hayata karşı olan kızgınlığımız gibi nedenlerle hatta kendimize karşı kızgınlığımız gibi basit nedenlerle dahi duyduğumuz öfkeyi esasen doğru dürüst tanımadığımız kişilere ya da olgulara yöneltmek hem aşağılıkça bir davranış hem de mantık bilmemekten kaynaklanır.

MANTIK YANLIŞLARINDA DIŞSAL NEDENLER

İnsanlar büyüdükleri ortamın inanç ve kültür kodlarıyla yetişirler. Esasen inançlarımız, kültürümüz hatta yer yer kişisel ahlakımız dahi büyüdüğümüz çevre ve toplumla ilgilidir. Çoğu zaman bunları ezber yaşarız. Oturup düşünmek bir yana bunlardan sıyrılmak bunları sorgulamak çok az insanın yapabileceği bir iştir. Ancak mantık bilirsek ve felsefi düşünceyi kazanabilirsek bu bataklık denizinden kendimizi kurtarabilir ve hür bir bilinç olabiliriz. Çünkü edindiğimiz her yanlış inanç, her yanlış kültürel kod ve her yanlış toplumsal bilgi dışsal nedenler olarak bizi parmaklıklara hapseden gardiyanlardır. Kendi ana dilimizde yeterince kelime bilmemek ve kelimelerin eş anlamlarını bilmemek dahi dışsal neden olarak bizi esaret altında tutar.

Mantık bilmek demek doğru akıl yürütebilmek demektir. Doğu akıl yürütebilmek içinse nelerin doğru akıl yürütme olmadığını bir başka ifadeyle nelerin yanlış olduğunu bilmek şarttır. Bugüne kadar ki mantık derslerimizi defalarca kez izleyip notlar alarak ve pratik hayatta uygulayarak sindirmek bu yüzden mecburidir. Mantık bilmek, yalnızca terimleri, postulatları düşünce ve akıl yürütme biçimini teorik olarak bilmek değil bunu her an uygulayıp yaşayacak hale gelebilmek yani içselleştirmek demektir. Hangi konu olursa düşüncemizde ve yaşamımızda zorunlu bağlar vardır. Bunları kavramlar aracılığıyla önermeler vasıtasıyla öncüller ve zorunlu sonuçlar yoluyla çıkarsarız. Yani öncüllerimiz ne kadar doğru ve geçerli olursa çıkan sonuçta o denli doğru ve geçerli olacaktır. Doğru öncüllerle düşünen ve yukarıda maddelenen yanlışların farkında olan bir kişi her konuda adeta bir Tanrı gibi neredeyse hatasız ve zihni matematikle işleyen bir makineye dönüşecektir. O halde mantık bilmek ve mantıklı olmak istiyorsan öncüllerimizin doğru olması bizim için hayati bir önem taşıyor demektir. Çünkü yine bir mantık kuralı olarak yanlıştan doğru çıkmaz çünkü mantık silsile halinde ilerler. Düşünce veya eylemimizin başı ne kadar doğru ve geçerli ise sonu da öyle olacaktır.

Mantık ilminde yanlış yapmamak için seçtiğimiz kelimelere de son derece dikkat etmeli ve durumu anlatmak için en doğru kelimeyi bulmalıyız. Aristoteles bu amaçla terimleri üç sınıfa ayırmıştır.

  1. Eş Sesli Terimler: Adları aynı ancak anlamları farklı olan terimlerdir. Örneğin Deniz, hem bir insanın adı hem de büyük su kütleleridir. İsmi Deniz olan bir insan ile su kütlesi olan Deniz arasında isimler aynı olsa da gerçekte hiç bir ortaklık yoktur ve anlamları bambaşkadır.
  2. Eş Anlamlı Terimler: Eğer eş sesli terimdeki ortaklık yoksunluğu ortadan kalkarsa bu durumda eş anlamlı terime dönüşür. Yani hem ad hem de anlam arasında ortaklık vardır. Örneğin hayvan terimi hem insan hem de kedi için kullanılabilir.
  3. Türemiş Terimler: Ana terimden türeyen ve ona bağlı kalan terimlerdir. Örneğin şarkı teriminden şarkıcı terimini türetiriz.

Düşünürken, konuşurken, yazarken yani kısaca yaşarken mantık yanlışına düşmemek için kullandığımız kelimelerin açık,net ve tek anlamlı olmasına dikkat etmek zorundayız.

NEDEN MANTIKSISIZ? DERSİNİ VİDEOLU OLARAK İZLEYİN

Paylaş