Akademiden çıkıp Lykion’a giderken Panopos çeşmesinin orada Hipotales ile Ktesippos’a rastladım. Yanlarında çok sayıda gençte vardı. Hipotales beni görünce laf atıp nereye gittiğimi sordu. Lykion’a gittiğimi söylediğimde onların yanına gelip sohbet etmemi teklif etti. Ona nereye gideceğimizi sorduğumda eliyle duvarın arkasını göstererek yeri tarif etti. Orada ne yaptıklarını sorduğumda ise burasının bir jimnastik yeri olduğunu burada gençlerle sohbet ettiklerini söyledi.
SOKRATES: Hocanız kim?
HİPOTALES: Hocamız Mikkos’u tanırsın. Sana hayrandır.
SOKRATES: Öyle mi? Değerli biridir o.
HİPOTALES: Bize katılacak mısın? Jimnastik meydanında kimlerin olduğunu da görürsün.
SOKRATES: Size katılıp ne yapacağımı hala anlamadım. İçinizde en bilgili kim?
HİPOTALES: Bunun cevabı kişiye göre değişir.
SOKRATES: Tamam sana göre kim? Neden yüzün kızarıyor Hipotales? Sevdiğin kişiyi gözlerinde görebiliyorum.
KTESİPPOS: Neden utanıyorsun Hipotales? Ne kadar saklasan da Sokrates onu senin ağzından birazdan alır. Onun yerine ben söyleyeyim Sokrates. Lysis’i dilinden düşürmüyor hele birazda içerse onu dinlemekten kafamız şişiyor. Ona şiirler yazıyor, türküler söylüyor. Ama sen sorunca nedense utandı. Gerçekten tuhaf!
SOKRATES: Bu Lysis dediğiniz genç biri mi? Adını ilk defa duyuyorum.
KTESİPPOS: Genç biri ama onu görsen hatırlardın. Dedesinin adı da Lysis. Onun adını kullanıyor.
SOKRATES: Bu Lysis kimin oğlu?
KTESİPPOS: Aiksone’den Demokrates’in büyük oğludur.
SOKRATES: Asil ve temiz bir aşkla seviyorsan neden utanıyorsun Hipotales? Onu dostlarına nasıl anlatıyorsan bana da anlat. Bakalım gerçekten aşık mısın?
HİPOTALES: Sokrates, sen bu gevezeyi boşver. Benim kimseye şiir yazdığım falan yok.
KTESİPPOS: Tutarlı davranmıyorsun Hipotales. Sokrates’e doğruyu söyle.
SOKRATES: Ben senin şiirlerini şarkılarını merak etmiyorum Hipotales. Aşk ile ilgili fikirlerini söyle bana?
HİPOTALES: O halde Ktesippos söylesin. Anlata anlata kafalarını şişirmişim ya!
KTESİPPOS: Söylediğim her şeyin doğruluğuna tanrılar şahittir Sokrates. Sen git bir gence aşık ol, sonra da üzerine tek kelime edeme. Ne gülünç bir durum bu! Kafamızı şişirmesi bir yana bize anlattığı hikayeleri duymanı isterdim. Lysis’in soyunu kendi soyuyla bağdaştırıp uydurduğu masallar cabası. Daha dün gece söylediği şiirde bir zamanlar Lysis’in atalarının Herakles’in evinde misafir olduğunu dolayısıyla onun da de Herakles’in akrabası olduğunu hatta Zeus’la bile akrabalığı olduğunu anlatıyordu. Uydurup uydurup şiir yazdığını zannediyor!
SOKRATES: Bu biraz tuhaf bir durum Hipotales. Zafer kazanmamış bir komutanın, şiirler türküler söylerek zaferini kutlaması tuhaf.
HİPOTALES: Ben şiirlerimde ve türkülerimde kendimi övmüyorum ki?
SOKRATES: Kendini övüyorsun ama henüz bunun farkında değilsin.
HİPOTALES: Nasıl?
SOKRATES: Senin şiirlerinde şarkılarında övdüğün kişi aslında aşık olduğunu iddia ettiğin genç değil, kendinsin. Eğer bir gün o gencin sevgisini kazanırsan işte o zaman bu önceden yazdığın şiirler senin zafer sözlerin olacak. Ama bu işin sonu hüsran olursa en başta bu şiirlerin, türkülerin utanacaklar senden! Belirsiz ve hüsrana açık işleri aşkla karıştırmamanı öneririm. Ayrıca sen bir gence böyle şiirler türküler yazmaya devam edersen yani onun genç olduğunu unutursan karşında sana karşı kibirli bir genç ve hüsrana giden bir aşktan fazlasını bulamayacaksın. Onu ne kadar översen o kadar kibirlenir değil mi?
HİPOTALES: Sanırım öyle.
SOKRATES: Avınla tanışmaya onu ürküterek başlayan bir avcı için ne derdin?
HİPOTALES: Aptal bir avcı derim ne diyeyim.
SOKRATES: Peki bu karşılıksız, üstten şiirler ve şarkılarla sevgiliyi ürkütmüş olmaz mıyız?
HİPOTALES: Öyle olur gibi.
SOKRATES: O halde ölçüyü elden bırakma Hipotales. Güçlü bir şairin sözleri kendine karşı silah olmaz.
HİPOTALES: Onun sevgisini kazanmak için ne yapmalıyım peki Sokrates?
SOKRATES: Gayet açık. Arkadaşın Ktesippos’u da yanına al ve git onunla konuş. Bak bugün meydanda Hermes şenliği de var. O kendiliğinden yanınıza gelir zaten, gelmezse de Ktesippos’a onu çağırtırsın. Zaten Ktesippos’un akrabası Meneksenos’ta onun arkadaş grubundaymış.
HİPOPTALES: Haydi gidelim ve yapalım bunu!
Hipotales, Ktesippos’un koluna girdi ve meydana doğru hızlı adımlarla yürüdü. Diğer gençler de onları takip etti. Meydana girdiklerinde tören henüz bitmiş kurbanlar kesilmiş çocuklar aşık oynuyordu. Lysis’te ayakta çocukları izliyordu. Bir yer seçip oturduk ve tekrar sohbete başladık. Lysis sürekli dönüp bize bakıyordu. Yanımıza gelmeye cesaret edemediği belliydi sonra Meneksenos meydanda Ktesippos’u görünce onun yanına geldi. Meneksenos’u gören Lysis’te yanlarına geldi. O an Meneksenos ile göz göze geldim ve ona sordum:
SOKRATES: Demophos’un oğlu! Hanginiz daha yaşlısınız?
MENEKSENOS: Bazen bunun çekişmesini yapıyoruz Sokrates.
SOKRATES: Hanginizin daha asil olduğu konusunda da çekişir misiniz?
MENEKSENOS: Evet.
SOKRATES: Peki hanginiz daha güzel diye de çekişir misiniz? Gülüşmeyi bırakıp soruma cevap verin. Hanginiz daha zenginsiniz diye sormam çünkü siz dostsunuz.
MENEKSENOS: Hem de çok iyi dostuz.
SOKRATES: Dostlar arasında zenginlik, fakirlik olmaz. Siz de dost olduğunuza göre sizde de böyle bir fark yok demektir.
MENEKSENOS: Doğru.
Hangisinin daha zeki olduğunu soracaktım ancak törenle ilgili bir iş için Meneksenos’u aramaya geldikleri için soramadım. Yüzümü Lysis’e çevirip ona sordum.
SOKRATES: Annen baban seni çok severler mi Lysis?
LYSİS: Severler Sokrates.
SOKRATES: O halde senin çok mutlu olmanı da isterler değil mi?
LYSİS: Tabi.
SOKRATES: Köle bir insan mutlu olabilir mi Lysis?
LYSİS: Olamaz.
SOKRATES: O halde anne baban seni köle gibi hissettirmemek için istediğin her şeyi yapıyorlar mı?
LYSİS: Yaparlar.
SOKRATES: Yani istediğini yapmakta özgürsün. Seni son derece serbest bırakıyorlar.
LYSİS: Hayır o kadar değil Sokrates. Bir çok şeyi yasaklıyorlar da.
SOKRATES: Ciddi misin? Senin hem mutlu olmanı istiyorlar hem de istediklerini yapmaktan seni alıkoyuyorlar öyle mi? Diyelim ki sen babanın arabasını kullanmak istiyorsun buna izin verir mi?
LYSİS: Asla vermez.
SOKRATES: En yakınında kime izin verir peki?
LYSİS: Babamın çalışanı olan arabacıya izin veriyor.
SOKRATES: Nasıl yani? Bir hizmetlinin arabayı keyifle sürme hakkı var ama senin buna hakkın yok. Üstelik ona bir de bu iş için para veriyorlar öyle mi?
LYSİS: Bunda garip olan ne?
SOKRATES: Peki katır arabası? Hızlı gitmediği için onu sürmene izin verirler sanırım. Sende eline kırbacı alıp katırlara vurabilirsin öyleyse?
LYSİS: Öyle şey olur mu? Neden katırlara vurayım?
SOKRATES: Katırlara vurmaya hakkı olan kimseler yok mu?
LYSİS: Var. Katırcılar.
SOKRATES: Sence katırcı bir köle midir yoksa hür biri mi?
LYSİS: Köledir.
SOKRATES: Demek ki ailen bir köleyi senden üstün tutuyor. Sana yapılması yasak olan şeyde onu hür bırakıyorlar. İkiniz de araba sürmek istiyorsunuz ama bu sana yasak ona serbest. Peki bir sorum daha var. Kendi kararlarını kendin verebiliyor musun? Bu hakkı da mı tanımıyorlar sana?
LYSİS: Bana bu hakkı nasıl versinler?
SOKRATES: O zaman sana bakan biri var?
LYSİS: Evet. Şuradaki pedagog. (Antik Yunan’da çocuklara bakan, onları okula yahut gezmeye getirip götüren maaşlı işçi köleler)
SOKRATES: O da mı bir köle?
LYSİS: Evet kölelerimizden biri.
SOKRATES: O bir köle sen ise hür bir insansın. Ama onun kararlarına uymak zorundasın öyle mi? Ne tuhaf bir çelişki! Bu köle sana hangi konularda hükmediyor?
LYSİS: Beni okula getirip götürüyor.
SOKRATES: Öğretmenlerin de sana hükmediyor mu?
LYSİS: Evet.
SOKRATES: Baban ne tuhaf adam Lysis! Katırcıdan tut, pedagoguna, öğretmenine kadar başına bir sürü efendi koymuş. Peki annen ne diyor bu işe? Mesela onun dokumalarıyla, yünleriyle oynasan sana kızar mı?
LYSİS: Kızmakla da kalmaz Sokrates. Canımı yakar.
SOKRATES: Tanrı aşkına Lysis! Sen ana babana karşı büyük bir suç mu işledin?
LYSİS: Hayır Sokrates. Hiç bir kusur etmedim.
SOKRATES: O halde nasıl olur da senin mutlu olmana, kendi kararlarını verebilmene bu kadar şiddetle karşı çıkarlar? Sabahtan akşama kadar seni gözeticilerin gözünde, katırcıların elinde tutmaları neden? Bu kadar buyruk altında olan biri asil de olamaz Lysis. Ailecek çok zengin olduğunuzu anladım ama bu zenginliğin sana ne faydası var?
LYSİS: Genç olduğum için böyle Sokrates. İleride bu durum değişecektir.
SOKRATES: Bu bir çözüm değil, kandırmaca Demokrates’in oğlu. Çünkü bazı şeyleri yapabilecek bazı kararları kendin verebilecek yaştasın bunlar için yıllar geçmesi gerekmez. Genç olduğun için bir şey okunacak ya da yazılacaksa onu sana okutup yazdırıyorlar değil mi?
LYSİS: Evet.
SOKRATES: Ama o zaman senin nasıl okuyacağına ya da nasıl yazacağına müdahale etmiyorlar değil mi? Ya da mesela lyra (saza benzer telli müzik aleti) çalmak istesen onu parmağınla mı yoksa sopayla mı çalacağına da karışmıyorlar değil mi?
LYSİS: Hayır, öyle şeylere karışmazlar.
SOKRATES: Her konuda sana kendi istediklerini yaptırırlarken bu konularda neden sana karışmıyorlar sence?
LYSİS: Çünkü bunlar bildiğim işler. Diğer işleri bilmiyorum.
SOKRATES: Peki akıllı çocuğum! Buradan çıkan sonuca göre demek ki baban kendi kararlarını vermen için yaşlanmanı beklemiyormuş değil mi? Seni, kendisinden daha akıllı gördüğü zaman malını mülkünü hatta kendi canını bile sana emanet edecek öyle mi?
LYSİS: Sanırım öyle yapar.
SOKRATES: Peki sizin komşular? Onlar da baban gibi malını mülkünü, kendi canlarını sana emanet ederler mi? Örneğin senin evi ne kadar iyi çekip çevirdiğini gördüklerinde kendi evlerinin idaresini de sana bırakırlar mı dersin?
LYSİS: Bırakabilirler.
SOKRATES: Peki Atinalılar? Seni bu işlere mahir görürlerse şehrin yönetimini sana bırakırlar mı?
LYSİS: Bırakırlar sanırım.
SOKRATES: Peki büyük Pers kralını düşünelim. Bu kral oğluna tüm Asya’nın yönetimini bırakacak. Ama o sırada mutfakta içi et dolu tenceresi de kaynıyor. Yemeği güzelleştirmek için içine ne katılacağının idaresini de önce oğluna mı bırakır yoksa ona bu işte oğlundan daha mahir olduğumuzu ispatlarsak bu işi bize mi bırakır?
LYSİS: Elbette bize bırakır.
SOKRATES: Oğlunun yemeğe dokunmasını bile istemez ama biz yemeğe avuç avuç tuz atsak bize bir şey demez değil mi?
LYSİS: Evet
SOKRATES: Örneğin oğlunun gözleri acıyor diyelim. Oğlunun hekimlikten anlamadığını biliyorsa gözleri için bir şey yapmasına müsade eder mi?
LYSİS: Etmez.
SOKRATES: Ama bizi hekim bilse bize bırakır. İstersek gözü açar içine kül serperiz ses etmez değil mi?
LYSİS: Etmez.
SOKRATES: Bizi uzman gördüğü tüm işlerde de böyle olmaz mı? Oğlundan ve kendinden çok bize güvenmez mi?
LYSİS: Mecburen Sokrates.
SOKRATES: Demek ki sevgili Lysis. Biz bir şeyleri biliyorsak ister Helen olsun ister barbar, ister kadın olsun ister erkek her kesimden insan bize başvurur. İşimize karışmakta akıllarından geçmez. Demek ki bildiğimiz şeylerde biz hürüz bilmediğimiz şeylerde ise köle. Çünkü bilgi bizim öz ve öz malımızdır, meyveleri de bize aittir. Bununla birlikte bilmediğimiz zaman ne olur diye düşünürsek o zaman kimse bizi kendi halimize, keyfimize bırakmaz. Bırak yabancıları en yakınlarımız bile bize bin türlü engel çıkarır. Bilmiyorsak hakiki malımız da yoktur çünkü onun faydasını göremeyiz ne dersin bunlara?
LYSİS: Doğru.
SOKRATES: O halde insan nasıl dost edinebilir? Başkalarına fayda verecek bilgimiz yoksa bizi niye sevsinler ki?
LYSİS: Sevmezler Sokrates.
SOKRATES: Örneğin sen. Bir işe yaramıyorsan seni ne annen ne baban ne de başkaları sever değil mi?
LYSİS: Sanırım öyle olur.
SOKRATES: Ama çocuğum! Bilgili bir insan olursan bütün insanlar sana yakın olmak, seninle dost olmak isterler. Çünkü kime nerede ne faydalar vereceğinin hesabını sen bile tutamazsın. Lysis! İnsan, aklının ermediği şeylerle övünebilir mi?
LYSİS: Hayır, övünemez.
SOKRATES: Senin bir çok öğretmenin olduğuna göre aklın henüz hemen hiç bir şeye ermiyor demektir doğru mu?
LYSİS: Doğrudur.
SOKRATES: Aklın bir çok şeye ermedikçe kendinle övünmeye hakkında olmaz değil mi?
LYSİS: Evet.
Bir anda gözlerimi Hipotales’e çevirdim. Ona şunları söylemek istedim ama Lysis’in dikkatini çekmek istemediği için bizi sessizce dinliyordu bende onun sırrını ele vermek istemedim. Şöyle diyecektim ona: “İşte insan sevdiğiyle böyle konuşur!” Tam o sırada Meneksenos geri geldi ve Lysis’in yanına oturdu. Lysis genç bir utangaçlık ve birazda yaramazlıkla benim kulağıma şöyle dedi
LYSİS: Sokrates. Bana söylediklerini Meneksenos’a da söyler misin?
SOKRATES: Ona kendin anlatırsın, yeterince dinledin.
LYSİS: Peki. Ben bunu daha sonra yapacağım. Sen şimdi konuşmaya devam etsen olur mu?
SOKRATES: Peki seni kırmayacağım. Ama Meneksenos söylediklerimi çürütmeye kalkarsa yardımıma gel olur mu?
LYSİS: Evet iyi tartışmacıdır o. Ben de onun için onunla konuşmanı istemiştim.
SOKRATES: Beni komik duruma düşürmesi için mi?
LYSİS: Hayır sen onu komik duruma düşür diye.
SOKRATES: Meneksenos güçlü bir rakip olduğunu düşünüyor. Üstelik o Ktesippos’un da talebesi. Bak iyi insan! Lafının üstüne Ktesippos’ta işte geliyor.
LYSİS: Sen onu boşver Sokrates. Meneksenos ile tartış.
KTESİPPOS: Kendi aranızda neler konuşuyorsunuz böyle? Bize de bu sözlü ziyafetten bir pay yok mudur?
SOKRATES: Sen de buyur Ktesippos. Lysis fikirlerimi tam anlayamamış Meneksenos daha iyi kavrar diyor, istersen sen de gel.
MENEKSENOS: Ne istiyorsan sor Sokrates.
SOKRATES: Sorayım o halde. Çocukluğumdan beri arzuladığım bir şey var Meneksenos. İnsanların kimi atlara, köpeklere kimisi paraya, kimisi de şana şerefe tutkundur ya hani. Bunlar benim umrumda bile değil. Benim tutkunu olduğum tek konu dost edinmektir. Benim için iyi bir dost dünyanın en değerli şeyidir. Gözlerim görmez olsun ki, Dara’nın bütün hazinelerini verseler tek bir dostuma değişmem. Lysis ile seni görünce de mutlu oldum. Daha genç yaşınızda birbirinizi dost olarak kazanmışsınız ve birbirinizi kolluyorsunuz. Bense uzun yıllardır bu nimetten yani yeni bir dosttan mahrumum. Sana sorum da bu konuda olacak. Söyle bana, insan bir başka insanı sevdiğinde hangisi hangisinin dostudur? Seven mi yoksa sevilen mi? Ya da ikisi de aynı mıdır.
MENEKSENOS: Aynıdır Sokrates.
SOKRATES: Nasıl aynı olacak? Yalnız biri diğerini seviyorsa böyle dostluk mu olur?
MENEKSENOS: Evet yinede dostluktur bu.
SOKRATES: Nasıl oluyor bu? İnsan sevilmediği halde seviyor olamaz mı?
MENEKSENOS: Olabilir.
SOKRATES: Hatta seviyor olan tarafın aksine diğeri ondan nefret ediyor bile olabilir. İstersen aşıkların durumuna bak bunu gör. Buna bir itirazın var mı?
MENEKSENOS: Yok.
SOKRATES: Yani biri seven taraf diğeri ise sevilen taraf öyle mi?
MENEKSENOS: Evet öyledir.
SOKRATES: Peki hangi taraftakine dost diyelim. Kendisine soğuk davranıldığı hatta nefret edildiği halde hala sevmeye devam eden tarafa mı dost diyelim? Ya da karşılıklı sevgi olmadan da dostluk olabilir mi?
MENEKSENOS: Hayır, olamaz Sokrates.
SOKRATES: O halde az öncekinden daha farklı bir düşünceye geçtik. Çünkü az önce dost olmak için bir tarafın diğerini sevmesi yeterli demiştin. Fakat şimdi iki tarafta birbirini sevmiyorsa dostluk olmaz diyorsun.
MENEKSENOS: Sanırım öyle oldu.
SOKRATES: O halde insan seviyorsa ama sevilmiyorsa dostluk yoktur doğru mu?
MENEKSENOS: Sanırım.
SOKRATES: O halde biz atların, köpeklerin, kuşların, şarabın, bilgeliğin dostu olamayız öyle mi? Çünkü onların da bizi sevmesi gerekiyor oldu. Bu durumda onlar bize dost olmadan biz onları yinede severiz demek daha doğru olmaz mı? Solon bir şiirinde şöyle demişti “Ne mutlu o insanlara ki, çocuklar, atlar, köpekler ve misafirler onlara dost olmuştur.”
MENEKSENOS: Bence Solon’un söylediğinde bir yanlışlık yok.
SOKRATES: O halde sevgili Meneksenos! Sevilen kişi ister seveni sevmesin isterse de nefret etsin yine de sevenin dostudur. Örneğin yeni doğmuş bir çocuk, sevmek nedir henüz hatırlamadığı için anne babası tarafından azarlandığında onlardan nefret eder. Ama anne babası onu hala seviyordur değil mi?
MENEKSENOS: Harika söyledin.
SOKRATES: O halde dost seven değil, sevilendir diyeceğiz.
MENEKSENOS: Sanırım öyle.
SOKRATES: Düşman da nefret eden değil, nefret edilendir diyeceğiz.
MENEKSENOS: Sanırım o da doğru.
SOKRATES: Eğer dost seven değilde sevilen ise biz bazen can düşmanımızı seviyoruz demektir. Bu durumda şu sonuçta zorunlu olarak çıkar ki biz bazen düşmanımızın dostu, dostumuzun düşmanı da olabiliriz öyleyse. Ama bu saçmalıktan başka bir şey değil.
MENEKSENOS: Bence de saçmalık.
SOKRATES: Bu saçmalık mümkün olamayacağına göre seven sevilenin dostudur demek zorundayız.
MENEKSENOS: Kesinlikle.
SOKRATES: Nefret eden de nefret edilenin düşmanıdır o halde.
MENEKSENOS: Mecbur öyle.
SOKRATES: Durum böyleyse yine aynı yere geliriz. Bizi sevmeyeni ya da bizden nefret edeni sevdiğimizde bize dost olmayanın hatta düşman olanın da dostu olabiliriz demektir. Ama bizden nefret etmeyenden hatta bize dost olandan nefret edince bize düşman olmayanın, hatta bizi seven birinin bile düşmanı olmamız mümkün olur.
MENEKSENOS: Bu da mümkün.
SOKRATES: Peki bu işin içinden nasıl çıkacağız? Ne seven ne de sevilen, ne hem sevip hemde sevilen de dost olmuyorsa bizim dost dediğimiz şey nerede kaldı o zaman?
MENEKSENOS: Ne diyeceğimi bilemiyorum Sokrates.
SOKRATES: Belki de baştan beri yanlış bir yoldan gittik Meneksenos.
LYSİS: Bence de öyle oldu Sokrates.
SOKRATES: Evet Lysis. Düşüncemiz doğru temelde ilerleseydi karşımızda çıkmaz bir yol bulmazdık. Şimdi yolumuzu değiştirelim ve şairlerle yeniden başlayalım. Çünkü şairler bizim kılavuzumuzdur. Onlar dostluğun da tanrılara özgü olduğunu söylerler. Şöyle diyordu biri “Tanrı, benzer olanı benzer olana sürer” Sence söylediği doğru mu?
LYSİS: Evet bunu duymuştum, bence doğru bu.
SOKRATES: Bence şimdilik yalnızca haklılık payları var. Ama söylemek istediklerini daha iyi anlayabilirsek o zaman haklı diyebiliriz onlara. Ben diyorum ki kötü bir insan, kötü bir insanla ne kadar çok düşüp kalkarsa ona o denli düşman olur çünkü kötü bir insanı kötü kılan şey haksızlık yapmasıdır. Peki kötüler birbirine benziyorlarsa ve kötü oldukları için dost kalamazlarsa iyiler için bu mümkündür. Çünkü onlarda birbirine benzerler fakat onlar kötülerin aksine dost olabilirler.
LYSİS: Sanırım böyle.
SOKRATES: O halde Lysis, benzer benzerin dostu olabilirse o zaman dostluk yalnızca iyiler arasında olabilir demektir bu. Kötü bir insan ne bir iyi ile ne de kendisi gibi kötü bir insanla dost kalamaz. Demek ki yalnızca iyilerle dostluk kurabilir ve dost kalabilirler.
LYSİS: Aynısını düşünüyorum.
SOKRATES: Peki benzer olanın benzeriyle dost olabilmesi yalnızca benzerliklerinden ötürü müdür? Örneğin kendinde bulamayıpta benzerinde bulduğu bir şey de olamaz mı? Birbirine faydaları olmayacaksa bu insanlar neden birbirini arayıp bulurlar ki?
LYSİS: Bu durumda aramazlar.
SOKRATES: Peki birbirlerini aramazlarsa nasıl dost olacaklar?
LYSİS: Olamazlar.
SOKRATES: Demek ki ikisinin dost olması benzerlikten değil Lysis. O yalnızca iyilikten ileri gelir.
LYSİS: Öyle görünüyor.
SOKRATES: Sence neden böyle peki? İyi olan biri kendine zaten yeten biri değil midir?
LYSİS: Yeter gibi.
SOKRATES: Kendi kendine yeter olmak demek başka birine ihtiyacın olmaması demektir değil mi?
LYSİS: Evet.
SOKRATES: Ama başka birine ihtiyacı olmayan biri başka birini aramaz.
LYSİS: Evet, aramaz.
SOKRATES: Kişinin aramadığı şeye sevmediği şey de diyebiliriz o halde? İnsan bir şeyi aramıyorsa ona değer de vermiyordur.
LYSİS: Doğru.
SOKRATES: Sevmeyince dostlukta olmaz değil mi?
LYSİS: Olmaz sanırım.
SOKRATES: O halde iyiler nasıl iyilerin dostu olabilir? Çünkü ikisi de kendi kendine yetiyor ve birinin yokluğu öbürünü rahatsız etmiyor. Dostluk yapmakta bir faydaları da yok. Bu iki insan birbirine nasıl değer verebilir?
LYSİS: Veremezler.
SOKRATES: Birbirlerine değer vermediklerine göre dostta olamazlar değil mi?
LYSİS: Evet.
SOKRATES: Görüyor musun Lysis. Yine çıkmaz sokaktayız. Başından beri yanlış yerde arıyor olabilir miyiz?
LYSİS: Neden böyle oldu?
SOKRATES: Zamanın birinde birisi benzerler benzerlerle, iyiler de iyilerle geçinemez demişti. Hesiodos’ta böyle düşünüyor. Şöyle söylemiş “Çömlekçi çömlekçinin, şair şairin, dilenci dilencinin düşmanıdır” Bunun her şey için geçerli olduğunu, kavgaların, kıskançlıkların , düşmanlıkların birbirine benzeyenler arasında meydana geldiğini birbirine benzemeyenlerin ise daha kolay anlaştıklarını söylüyor. Fakir zengini sever, güçsüz güçlüyü, hasta hekimi, bilmeyen bileni arar ve onu sever diyordu. Yani benzer benzeri sever bir yana dursun bunun tam aksi doğrudur diyor. İnsanlar kendilerine benzeyeni değil tam karşıtını ararlarmış. Bunun esas sebebi şeylerin karşıtlarıyla uyumları olabilir. Örneğin soğuk sıcakla, kuru yaşla, dolu boşla, acı tatlıyla uyumludur. Şimdiki akıl yürütmemize benzetirsek düşün ki soğuğa soğuk, kuruya kuru, doluya dolu, acıya acı gerekmez Lysis. Çünkü benzer olanın benzer olana hiç faydası olmaz. Hesiodos’u da yabana atmamanı öneririm.
MENEKSENOS: Hesiodos’un sözleri anlamlı görünüyor.
SOKRATES: O halde esas dostluğun karşıtlar arasında meydana gelebileceğini kabul edecek miyiz?
MENEKSENOS: Edelim.
SOKRATES: O halde elimize yeni bir tuhaflık geçti demektir. Çünkü düşmanlığın dostluğun karşıtı olduğunu ispatlamıştık.
MENEKSENOS: Bu da doğru.
SOKRATES: Zaten bunu kabul edersek seven sevmeyenin ve sevmeyen de sevenin dostu olabilir demiş oluruz.
MENEKSENOS: Bunu geçelim bence.
SOKRATES: Dostluk dediğimiz şey birbirine benzemeyenler arasında olsaydı eğer bu durumda karşıtlıklar da dost olabilirdi. O halde ne benzer benzerin dostudur ne de karşıt karşıtın diyeceğiz.
MENEKSENOS: Evet.
SOKRATES: Yine tıkandık demek ki yanlış yerde arıyoruz. İyinin dostu belki de ne iyidir ne de kötü.
MENEKSENOS: Ne demek istedin?
SOKRATES: Akılla ilerleyemediğimize göre sezgimizi kullanalım. Çünkü bu dost dediğimiz kavram yağ gibi elimizden akıp gidiyor. Varlığı bu meselede üçe ayırıyorum. İyi, kötü ve nötr. Buna itirazın var mı?
MENEKSENOS: Devam et.
SOKRATES: Bu ayrımdan sonra diyorum ki ne iyi iyinin, ne kötü kötünün ne de iyi kötünün dostudur. Ama hayatta dostluk diye bir kavramın olduğu da kesin. O halde şu ayrıma geldik. Ya iyinin dostudur bu ya da benzerinin dostu olacak. Kötüyü eleyebiliriz çünkü kötünün dostu olamaz değil mi?
MENEKSENOS: Evet.
SOKRATES: Benzer, benzerin de dostu olamaz demiştik değil mi?
MENEKSENOS: Evet.
SOKRATES: Örneğin sağlıklı bir insanın tıp ilmine yahut her hangi bir yardıma ihtiyacı yoktur. Sağlıklı bir insan sağlık sebepli nedenlerle hekimin dostu olmaz değil mi?
MENEKSENOS: Olmaz.
SOKRATES: Ama bir hasta, hastalığı dolayısıyla hekimin dostu olabilir.
MENEKSENOS: Evet.
SOKRATES: Hastalık kötü bir şeyken hekimlik iyi bir şeydir değil mi?
MENEKSENOS: Evet.
SOKRATES: Bedenimize ise beden olmaklıktan dolayı iyi ya da kötü diyemeyiz değil mi?
MENEKSENOS: Hayır.
SOKRATES: O halde beden hastalandığı için hekimi arar ve sever. O halde iyilik gibi kötülükte bir kötülük aracılığıyla iyinin dostu olabiliyor demektir.
MENEKSENOS: Olabilir.
SOKRATES: Ama bu dostluğun gerçek bir dostluk olmadığını ispat etmiştik. Çünkü bu dostluk hem uzun sürmez hem de kötülüğün etkisiyle kendisinin de kötüleşmemesine bağlıdır. O artık iyiye özlem duyamaz onu sevemez çünkü kötü iyinin dostu olamaz.
MENEKSENOS: Evet olamaz.
SOKRATES: Şimdi beni dikkatle dinleyin. Bir şey bazen kendisine katılanla bir olur, bazen de olmaz. Bir nesneyi boyadığımızı düşünün. Sürdüğümüz bu boya o nesneye katılmadı mı?
MENEKSENOS: Katıldı.
SOKRATES: Peki boyadığımız nesneyle boyanın kendisi renk açısından bir midir?
MENEKSENOS: Bunu anlayamadım.
SOKRATES: Senin sarı saçlarını beyaza boyatsak saçların gerçekten beyaz olur mu? Yoksa görünüşte mi beyaz olur?
MENEKSENOS: Gerçekte olmaz görünüşte olur.
SOKRATES: Ama saçın beyaz artık.
MENEKSENOS: Evet.
SOKRATES: Gerçekte ise beyaz değil. Bu beyazlık saçının gerçekte sarı olduğu gerçeğini değiştiremiyor değil mi? Bu bir görünüşün aldatışı o halde?
MENEKSENOS: Doğru.
SOKRATES: Peki yaşlandığında saçın ağardığı zaman bu gün böyle konuştuğun bu durum değişmiş olmayacak mı? Yani artık saçlarının beyazlığı aldatıcı görünüş değil hakikatin kendisi olacak. Çünkü saçın ve beyazlık nesnede birleşmiş olacak.
MENEKSENOS: Kesinlikle.
SOKRATES: Demek ki nötr olan yani iyiliği de kötülüğü de barındırmaya devam eden bir varlık yahut bir insan da aynı bu örnekteki gibi kendisine kötülük katılınca kötüleşiyor iyilik katılınca iyileşiyor. Nötrlüğü kötülük lehine artarsa iyiyi arıyor onu özlüyor ama olur da tamamen kötüleşip safi kötü olursa bu denge tamamen bozulur ve artık onda iyiyi arama kaybolur. O asla iyinin dostu da olmak istemez.
MENEKSENOS: Çok doğru Sokrates.
SOKRATES: Ne denli bilge olursak olalım hala bilgiyi arıyor ve onu seviyorsak bu tamamlanmış bir bilge olmadığımızın da ispatıdır değil mi? Çünkü tamamlanmış olsaydık artık bilgiyi de aramaz onu talep etmezdik. Şunu da unutmayın ki kötüler de bilgiyi sevmezler ve onu gerçekte talep etmezler. Bu daima böyledir bilgelerin en büyük düşmanlarına bakın orada safi kötüleri göreceksiniz. Nötr olanlara gelince bunlar bilgisiz oldukları için kötülüğe yatkındırlar çünkü kötülük kolaydır iyilik için bilgelik gerekir. Ancak bu insanlar bilgiye açıktır bu sebeple iyilik ve kötülükleri kantar gibi bir azalıp bir çoğalır.
MENEKSENOS: Evet.
LYSİS: Evet.
SOKRATES: İşte şimdi dostun ne olduğunu da anlamış olduk. Demek ki sevgili Lysis ve Meneksenos, dost dediğimiz şey ister beden ister ruh olsun farketmeksizin nötrlüğünden dolayı onda kötülük baskınlaşmaya başlarken iyiliği aramaktan başka bir şey değildir.
Lysis ve Meneksenos bana hak verdi bu konuyu çözdüğümü düşünürken içimde bir rahatsızlık duydum. Bir şeylerin eksik ya da üstü örtülü kaldığını sezdim. Ve yeniden konuşmaya başladım.
SOKRATES: Yine yanlış yola çıkmış olabiliriz.
MENEKSENOS: Neden ki?
SOKRATES: Biz dostluğu ararken bunu yeterince bölmedik bu nedenle sahte dostlar da düşüncemizin içerisine gizlendi.
LYSİS: Anlatır mısın?
SOKRATES: İnsan hiç bir şey beklemeden mi yoksa bir şeyler beklediği için mi birine dost olur?
MENEKSENOS: Beklentisi olduğu için.
SOKRATES: Dostumuzdan beklediğimiz şeyin kendisi bize dost mudur peki?
MENEKSENOS: Seni anlayamadım.
SOKRATES: Az önce hasta hekimin dostudur demiştik. Onu hastalığı ve alacağı fayda nedeniyle sever. Ancak hastalığın kendisi kötü bir şeydir. Buraya kadar doğru mu?
MENEKSENOS: Doğru.
SOKRATES: Sağlık ise iyi bir şeydir. Yani nötr bir beden kötü olan hastalığa uğraması sebebiyle iyi olan sağlığı ve tıp ilmini seviyor. Sağlık bedenin dostudur hastalık ise düşmanı. Demek ki insan da dostunu ararken bir yandan da kötüden kaçıyor.
MENEKSENOS: Doğru.
SOKRATES: Hekimliğin sevilmesi tıp ilminin sevilmesinden, tıp ilminin sevilmesi ise sağlığın sevilmesinden ileri gelir. Bunun gibi sağlığın sevilmesi de iyinin sevilmesinden ileri gelir. Peki iyinin sevilmesi neden ileri gelir?
MENEKSENOS: İlginç.
SOKRATES: Ben diyorum ki bütün bu zincirlemenin arkasında değişmeyen bir öz gerekir. Yeryüzüne kadar inen duygular ise bu özün çağlamasından bizlere düşer. Biz ona olan özlemimizi başka başka varlıklarla başka başka isimlerle aldanarak başkalarına dile getiririz. Bir baba düşünün ki oğlunu her şeyden çok sever. Bu babanın oğlu baldıran zehri içip ölecek olsa ve ölmeden hemen önce onu kurtaracak şey bir şarap olsa. Oğlunu kurtaracak olan bu şarap bu babanın gözünde en değerli şey haline gelmez miydi?
MENEKSENOS: Tabi ki gelir.
SOKRATES: O şarabı saklayan testi bile mücevher olmaz mı?
MENEKSENOS: Evet.
SOKRATES: Ama bu baba için oğlunu bir testi şarap kadar seviyor desek bu konuyu çarpıtmak hatta haksızlık yapmak olur değil mi? Çünkü o testiye ve şaraba verilen değer özünde oğluna verdiği değerin bir yansımasıydı.
MENEKSENOS: Doğru.
SOKRATES: Altın ve gümüşte böyledir. İnsanlar altın ve gümüş oldukları için o nesnelere değer vermezler, onların o kişiye sağlayacağı fayda ve değerler için altın ve gümüşe değer verirler. Bunlara itiraz var mı?
MENEKSENOS: Nasıl olsun.
SOKRATES: Demek ki dostlukta böyle. Biz dostluğu ve dostlarımızı özümüzde olan şeyleri bizlere anımsatıyorlar diye severiz. Yoksa dostluğun kendisinden dolayı doğrudan bir menfaat olmaz olursa zaten bu dostluk değil demektir.
MENEKSENOS: Evet.
SOKRATES: İşte şimdi doğru yola vardık. Biz dostluğu ve dostlarımızı o kişilerin kendi durumlarından ötürü değil bize özümüzü hatırlattıkları için severiz. O halde bizim arayışımız dost arayışı değil yine iyinin kendisidir.
MENEKSENOS: Öyle görünüyor.
SOKRATES: İyiyi sevmek ve aramakta bir anlamda kötülükten de kaçınmak değil midir? Az önce varlıkları bu konuda üç kısma ayırmıştık. İyi, kötü ve nötr olanlar. Kötüyü ortadan kaldırıp iyi ve nötr olanlara dikkatli bak. Eğer kötülük tamamen ortadan kalkacak olsaydı biz ne iyiyi arayabilirdik ne de onun farkında olabilirdik. Hasta olmasak neden sağlığı arayalım? Aynı bunun gibi kötülük olmasa neden iyiliği arayalım? Demek ki kötülük varlıkların gelişimi için gerekli. Dahası onun yokluğu karşıtı iyiliği de etkisiz ve anlamsız kılardı.
MENEKSENOS: Doğru görünüyor.
SOKRATES: Peki kötülük ortadan kalksaydı bu dünyada açlık, susuzluk gibi şeyler de ortadan kalkar mıydı? Tanrı aşkına! Doğa’yı yok mu sayıyorsunuz siz? Doğal durumlara kötülük denemez. Susuz kalmış olmak bir canlı için kötüdür ancak susuzluğun kendisi de kötüdür mü diyeceğiz? Yahut açlığı ele alalım. Aç kalmak canlılar için kötüdür peki açlığın kendisi kötüdür diyebilir miyiz? Bu mümkün değil. Çünkü bazen sağlığa kavuşmak için aç kalmak bile gerekir. Doğrusu bizim kötü addettiğimiz pek çok şey aslında kötü bile değildir.
MENEKSENOS: Çok doğru?
SOKRATES: İnsan susayınca ya da acıkınca bu durum bazen zararlı, bazen faydalı bazen de nötr değil midir?
MENEKSENOS: Evet.
SOKRATES: Peki kötülük ortadan kalksa, nötr olan ama bizim kötü addettiğimiz şeylerin de ortadan kalkması gerekir mi?
MENEKSENOS: Gerekmez.
SOKRATES: O halde kötülük ortadan kalksa bile nötr olan arzu ve duygular yaşamaya devam edecek demektir.
MENEKSENOS: Evet.
SOKRATES: Bir şeyi arzu eden bir insan aynı zamanda o şeyi sevmiyor olabilir mi?
MENEKSENOS: Olamaz.
SOKRATES: O halde kötülük tamamen ortadan kalksa bile dostluk yine devam ederdi. Çünkü dostluğun sebebi kötülük değildir. Eğer öyle olsaydı sebep ortadan kalktığı için sonuçta ortadan kalkmak zorunda kalırdı.
MENEKSENOS: Çok haklısın.
SOKRATES: Fakat biz daha önce dostun bir fayda için dost olduğunu söylemiştik. Üstelik nötr olanın da kötüden ötürü iyiyi sevdiğini söylemiştik değil mi?
MENEKSENOS: Evet.
SOKRATES: Şimdi geldiğimiz noktadaysa seven ve sevilen olgusunun gerçek nedenini buluyor gibiyiz.
MENEKSENOS: Öyle gibi.
SOKRATES: Az önce de söylediğim gibi dostluğun asıl sebebi arzunun kendisi olabilir mi? Çünkü arzu eden bu arzu duygusunu yaşadıkça arzu ettiği şeyin dostu olur. Ama arzu eden de kendinde tamamlanmamış olan bir şey arzu eder doğru mu?
MENEKSENOS: Doğru.
SOKRATES: Yani bir şeye ihtiyaç duyan o ihtiyaç duyduğu şeyin dostudur?
MENEKSENOS: Sanırım öyle.
LYSİS: Öyle görünüyor.
SOKRATES: Demek ki aşk, dostluk gibi şeylerde insan kendine uygun olanı arar. Örneğin sizin dost olmanızın nedeni doğalarınızda birbirine uyan ortak bir şeyler olmasından ileri geliyor.
LYSİS: Doğru.
MENEKSENOS: Evet.
SOKRATES: O halde bir insan bir insana dostluk, aşk ya da arzu duyuyorsa bunun nedeni ikisinin ruhları veya bedenleri arasında bir ortaklık bulunmasındadır diyeceğiz.
MENEKSENOS: Doğru.
SOKRATES: O halde insan kendi doğasına uygun olanı sever sonucu zorunlu olarak çıkıyor artık değil mi?
MENEKSENOS: Evet.
SOKRATES: Öyleyse samimi ve kalpten bir biçimde bir insanı seven biri o insan tarafından da sevilecektir. Çünkü gerçek sevgiye kayıtsız kalınamaz. Aynı biçimde karşılık veremese dahi onu seveni yalnızca varlığından ötürü dahi sevecektir. Peki uygun olan aynı zamanda benzer olandır diyebilir miyiz?
MENEKSENOS: Öyle diyelim.
SOKRATES: O halde iyinin herkese uygun kötününse kimseye uygun olmayan yahut iyinin iyiye kötünün kötüye nötrün de nötr olana uygun olduğunu söyleyebilir miyiz?
MENEKSENOS: Söyleyebiliriz.
SOKRATES: Ama bu durumda daha önce kabul etmediğimiz bir dostluk fikrine varırız. Çünkü bunu söylemek iyi iyinin, kötü kötünün, nötr de nötrün dostu olabilir demektir.
MENEKSENOS: Doğru.
SOKRATES: Peki iyi ile uygun olan aynı şeydir dersek olur mu? Ama o zamanda iyi yalnızca iyinin dostu olabilir demiş oluruz. Oysa bu fikri çürütmüştük hatırladınız mı?
MENEKSENOS: Hatırladım.
LYSİS: Hatırladım.
SOKRATES: Oldukça ilerledik ve bazı hakikatlere ulaştık ama hem dostluk hemde iyi olan ile uygun olanın aynı şey olup olmadığı konusunda konuyu tamamen kapatacak kesin hakikatlere ulaşamadık. Bu durumda susmaktan başka yapacağım bir şey kalmadı demektir. Bizim bu keyif dolu sohbetimizi dinleyen insanlar birazdan dağıldıklarında arkamızdan şöyle diyecekler: “Dostlar aralarında uzun uzun ve dostça konuştu hem de dostluğun ne olduğunu bile bilmeden”

