1. Anasayfa
  2. Filozof
  3. Antik Yunan Filozofları
  4. Platon

Platon'da Diyalektik, Bölünmüş Çizgi ve Nesneler |Platon 5

Platon'un Diyalektik yöntemi, Platon'un Bölünmüş Çizgisi ve Platon felsefesinde üç tür nesne ayrımı inceleniyor.

Platon’da Diyalektik, Bölünmüş Çizgi ve Nesneler |Platon 5

Platon, bilgiyi anımsamak ve kişiden kişiye göre değişmeyen yani retorik ya da safsata barındırmayan ideaların bilgisine bir başka ifadeyle hakikatlere ulaşabilmek için, Sokrates’in yaptığı gibi diyalektik yöntemi kullanıyordu. Dünyaya damga vurmuş olan bu diyalektik yöntem, Platon felsefesinde ideaları kavramak onların birleşme, katılma, karışma ve pay almaklığını tek tek irdeleyebilecek en doğru yöntemdir.

PLATON’UN DİYALEKTİK YÖNTEMİ

Platon diyalektik yöntemi iki metotla uygular. Bunlardan ilki toplama (sunagoge) ikincisi de ayırma/bölme (diairesin)‘dir. Toplama yönteminde kavramlar karmaşıklıktan kurtarılarak tümel bir çatıya yükseltilirken bölme yönteminde ise tümeller daha fazla bölünemeyecek hale gelene kadar tikel öğelere ayırılıp bölünür. Platon’un diyalektik yöntemi, Sofistlerin retorik yönteminden açıkça ayrılmakta ve onlarla taban tabana zıt bir hale gelmektedir. Sofistler, şeylerin aldatıcı kopyaları üzerinden yanlış konuşmalarla dinleyicilerini aldatmakla meşgul olurlarken felsefeciler diyalektik yöntemle sözcüklerin ve nesnelerin ötesindeki değişmez özlüğü, ideaların düzenini konu edindikleri için değişmez olan hakikatların bilgisini sağlarlar. Filozof, diyalektik yöntemle şeyleri önce tek tek inceler, sonra bu şeyler arasındaki ortak nitelikleri keşfeder ve son aşamada o şeyin özüne yani ideasına ulaşır. İşte bir idea’ya ulaşan insan zihninin, ideanın doğrudan saf varlığıyla temas kurduğu bu an, yaşamaya değer biricik andır.

Şimdi ilk olarak Platon’un bölme yöntemine örnek Sofist kitabından bir diyaloğu inceleyelim:

Şimdi’de Platon’un toplama yöntemine örnek bir diyaloğu inceleyelim:

Platon’un kitaplarını okumak için TIKLAYIN

PLATON‘UN BÖLÜNMÜŞ ÇİZGİSİ

Burada gördüğünüz Platon’un bölünmüş çizgi tablosunda sol at köşede bulunan sanıların bilgisi olan doxalardan tahmin ve imge’ler üretilerek bunlar inanç haline getirilir. Bu türden bilgilerin çoğunluğu hatalı olmakla birlikte bu yaşam biçimi duyulur dünyanın bilgisini oluşturur. İnsanların büyük çoğunluğu duyulur dünyada imge ve tahminlere dayalı sanıların bilgisinden sıyrılamaz. Sanı bilgisinin hakim olduğu alan tikellerin bilgisiyle bağdaşıktır. Bu durumu günümüzde ‘herkesin her konuda bilgisi olduğu’ inancı olarak örnekleyebiliriz. Bu inanç biçimi dini inançlar, bilimsel inançlar veya tek tek her konuyla veya kişiyle ilgili inanç olarak özetlenebilir. Fenomenler dünyası sürekli biçimde hareket halinde olduğu için burada sürekli meydana gelen oluş ve bozuluşlar insanları yanıltır. Çünkü gerçek anlamda bir değişim olabilmesi için bu evrende A’nın A, B’nin de B olmaması gerekirdi. Bunun mantığın özdeşlik ilkesine aykırı olduğu açıktır. Eğer duyularımız bize bir şeylerin değiştiğini söylüyorsa bu aklen mümkün olmadığı için duyulur dünya’nın sanıları olduğunu anlamak gerekir. Çünkü özdeşlik ilkesi olmazsa varlıktan da bahsetmenin artık bir anlamı yok demektir. Sanılar ve inançların bilgisinden yukarı doğru çıkabilmek için önce değişmeyenlerin bilgisi olan mantık, matematik ve geometri gereklidir. Bölünmüş çizgide bu durum matematika ve onun yorumlanması (dianoia) olarak verilmiştir. Bu aşamadan itibaren karanlıktan çıkılmış aydınlığa doğru bir hareket başlamış olur. Böylece duyular ve duyulur dünya referans olmaktan çıkarak tek rehber akıl olur. Bu durum sürdürülürse sanılardan hakikate yani bilginin özüne ulaşılır. Tablonun en üstünde bulunan noesis durumu tümellerin bilgisidir böylece artık tamamen aydınlığa kavuşulmuş ve duyulur dünyanın aldatıcılığından kurtulup kavranan dünyanın gerçekliğine gelinir. Arhai bu tabloda tümellerin bilgisine karşılık gelirken artık herşeyin öz bilgisine dolayısıyla ideaların bilgisine de çok yaklaşmış olur. Duyulur dünya ile uğraşanlar filodoxlar (sanı severler), kavranan dünyayla uğraşanlar ise filozoflardır (bilgi severler).

Örnek: Bir insana kaç yaşında olduğunu yani kaç yıldır hayatta olduğunu soralım ve cevap olarak 25 yaşında olduğunu yani 25 yıldır hayatta olduğunu öğrendik diyelim. Bu bilgi doxa kategorisindedir. Çünkü zaman, yıl gibi kavramlar değişken ve izafidir. Belli ki duyulur dünyaya ait bir şeyler söyledik. Ancak 3’ün karesi 9’dur dediğimizde bu bilginin kavranan dünyaya ait bir bilgi olduğu açıktır. Çünkü izafiyet ve durum kaldırmaz, zamandan mekandan bağımsız doğrudan idealardan pay alan bir bilgidir. Bir başka örnek olarak aynı kişiye şu ağaçtaki yaprakların hangi renk olduğunu soralım ve yeşil cevabını aldığımızı düşünelim. Görüldüğü gibi bu bilgi de duyulur dünyaya ait olduğu ve zamanla değiştiği için doxa kategorisinde bir bilgi olacaktır. Ancak yaprağın kendisi varlık sahasında ve idealardan pay almaktadır. Demek ki yaprağın bilgisi kavranan dünyada episteme bir bilgi iken, yaprağın rengi nitelik olarak ona yapışmış ve değişecek olan doxa bilgisidir. O halde yaprağın kendilik bilgisi gerçek bir bilgiyken ona yüklediğimiz yüklemler örneğin yaprağın rengi, kuruluğu bu seviyede bir bilgi değildir.

PLATON’DA NESNELERİN AYRIMI

Platon felsefesinde nesneler birbirlerini tetikleyecek biçimde üçe ayrılır. Bu nesnelerin ilki mutlak gerçeklik içerisinde nesnelerdir ki onlar sonsuzdur, orjinaldir ve akılla da kavranabilirler. İkincil nesneler, birincil nesnelerin taklitleri olarak varlık aleminde algılanabilirler. Üçüncül nesneler de, ikincil nesnelerdeki taklidin kopyalardır ancak bunlar daha çok sanat ile dile getirilirler. Masa kavramı birincil bir nesne olarak form halinde zihnimizde vardır ancak bir marangozun yaptığı masa ikincil nesneler grubuna girer. Çünkü bu masa zihnimizde form olarak var olan masa kavramının bir taklididir. Şimdi de bir ressamın masa resmi çizdiğini düşünelim işte bu nesnelerde üçüncül nesnelerdir. Birincil nesneler en değerliler iken ikincil nesneler ve üçüncül nesneler değer açısından birbirlerinin altındadır. Ressamın çizdiği masa bu bağlamda taklidin de kopyasıdır ki bunların ikincil nesneler kadar bile değeri olamaz.

Birincil nesnelerin değeri mutlak iken ikincil nesnelerin değeri mutlak değil, sağladığı ihtiyaçlara göre belirlenir. İkincil nesneler aynı zamanda arz talep ilişkisine göre belirlenirken talep edenin isteğine göre absürd bir masa, bir marangoz tarafından meydana getirilebilir. Marangoz burada masanın gerçekliği ile değil müşterisinin isteği ile ilgilenir. Demek ki ikincil nesneleri meydana getiren zanaatkarın bilgisi gerçek bir bilgi değil, piyasa koşullarına göre belirlenen kanıya dayanan bir bilgi türüdür. Üçüncül nesne meydana getiren ressamın bilgisi ise ikincil nesneye bağlı ve çarpıtmaya çok daha müsait bir bilgi türüdür.

Platon felsefesinde bu üç tür nesne ayrımında en değerlisi olan saf bilgi kendini kanıtlayarak ispat eder ancak ikincil bilgi türü kendini kanıtlayamaz çünkü kanı kendini kanıtlayamaz ve yetkinlikle açıklanabilir. Üçüncü bilgi ise ne saf bilgi ne de kanıya dayalı bilgidir ve ancak ressamın hayal dünyasıyla ilişkilendirilebilir. Platon bu üçüncü tür bilgiyi yani taklidin kopyası olan bilgiyi tehlikeli olarak nitelendirir ve ona karşı çok temkinli olunması gerektiğini söyler. Çünkü insanları en kolay kandırabilecek bilgi bu bilgi türüdür. Öte yandan bir ressam yahut bir şair gerçekliğin doğasını biliyorsa ve resmini, şiirini bu tür çarpıtmalardan koruyabiliyorsa bu sanat o durumda değerli bir şey olabilir. Yinede sanat kavramları çarpıtmaya çok müsait ve alanı bilgi olmayan bir iş olarak çarpıtılmaya çok müsaittir. Çünkü o çoğunlukla düşler ve imgelerden meydana gelir. Demek ki sanat aklın değil, duyguların alanıdır.

PLATON’DA DİYALEKTİK BÖLÜNMÜŞ ÇİZGİ VE NESNELER VİDEOLU ANLATIM

Paylaş
İlginizi Çekebilir