PLATON FELSEFESİNDE İDEALAR VE UZAY
Platon felsefesinde duyulur evren sınırsız olan apeiron ile peras olan sınırlı uzayın (topos) matematiksel formların karışımıdır. Uzayın oluşma sebebi ise en yüksekte olan iyi ideasından pay alan matematiksel formların karışımıyla duyulur dünya da meydana gelir. Yani boş uzayı çekip çeviren bu matematiksel formların hareketi gezegenleri, yıldızları meydana getirirken böylece ideaların bir taklidi olarak fenomenler dünyasını da oluşturur. İdealar zamanın dışında olduğu için varlık olarak değişmezler, daima aynı kalırlar ve maddeyle karışamazlar. Bununla birlikte idealar varlık aleminde her biri kendine özdeş olduğu için birbirleriyle de karışamazlar. Parçalardan oluşmadıkları için son derece yalın ve basit formlardır. İdealarla duyulur evrenin ortasında uzay vardır. Platon’un ifadesiyle ‘uzay, nesnelerin yatağıdır’ eğer uzay olmasaydı duyulur evren de oluşmazdı. Bununla birlikte Demokritos’un iddia ettiği gibi uzayda boşluk yoktur, uzayı birbirine bağlayan aither yani şekilsiz bir ilk maddedir. Uzay aynı zamanda tüm nesnelerin mekanıdır. Platon, evreni şöyle tanımlar: “O öyle tasarlanmış ki daima kendi kendine yeter, içerisinde meydana gelen tüm oluş ve bozuluşlar da kendi düzeninde (matematiğinde) kendiliğinden oluverir”

Platon felsefesinde evren bir ve tek olmakla birlikte iki veya sayıca daha fazla evren akla aykırı bir düşüncedir. Platon evreni şöyle tarif eder: “Hiç doğmayıp hep var olan nedir?” Mekanik neden-sonuç ilişkisi olmadan hiç bir şey birbirini tetikleyemez dolayısıyla hareket kendiliğinden hareket kazanamaz ona bir hareket ettirici gerekir. Bu hareket ettiricinin ise hareketsiz olması zorunludur çünkü hareket etseydi hem kendisinin ilk nedeni olamaz hem de kaybolup giderdi. Şöyle diyor Platon: “Kozmosu düşünelim. Acaba o ezelden beri var mıdır yoksa sonradan mı oluşmuştur? Bize doğmuş gibi görünüyor çünkü maddenin içindedir. Esasen bunlar duyuların aldatmacasından başka bir şey olamaz.” Evrenin faaliyetlerini düzenleyen Demiurgos ise bir zanaatkar analojisidir. Demiurgos evreni düzenlerken önce ateşi ardından toprağı ve sonrada hava ile suyu aralarına katıştırarak kullanmıştır. Görülüyor ki Platon dört element meselesinde Empedokles ile aynı fikirdedir. İnsan imgeleminden çıkma tüm tanrıların doxa bilgisinden kaynaklı olduğunu ifade eden Platon kendi felsefi sistemindeki tanrının bunlardan beri olduğunu, onun parçalanamayacağını çünkü akıl ilkesi ile ortaya koyulduğunu söyler. Böylece yaratılmış ve ölüme mahkum olan insan, duyulur evrende öldüğünde onun yalnızca maddi formu parçalanacak, ilkeye ait ve parçalanamaz olan ruhu ise ölümsüzlüğünü sürdürmeye devam edecektir. Ayrıca tüm mekanik sisteme tabi olan oluş ve bozuluşların yukarısında bir akıl olduğu için bu evren matematiksel olarak en başından tekamüle uygun biçimde hazırlanmıştır. Daha sonra bu düşünce İslam felsefecileri tarafından “südur” olarak isimlendirildi.
PLATON FELSEFESİNDE ZAMAN VE HAREKET
Platon’un doğa felsefesinde zaman hareket ve madde ile ortaya çıkmış yani sonradan meydana gelmiş bir kavramdır. Günler, aylar, yıllar, geçmiş ve gelecek oluş ve bozuluşa tabi olanları ilgilendiren bir konudur. Şöyle söylüyor Platon: “Oluş başlamadan önce zaman yoktu. Tözlerden bahsederken geçmiş yahut gelecekten bahsetmemiz bilgisizliğimizden başka bir iş değildir. Çünkü biz tözlerden bahsederken ‘vardı, vardır, olmuştur’ diyoruz. Fakat bu ifadeler zamana tabi mahlukatı tarife yakışır. Tözler için ise ancak vardır diyebiliriz.” Tözler hiç bir ilineği kabul etmediği için onlar değişmezdirler. Evren bozuluşa tabi olacak olursa artık zamanda onunla birlikte kaybolacaktır. Platon’a göre bizim zaman dediğimiz şey ise güneş, ay ve beş gezegenin hareketine göre ortaya koyduğumuz algıdan başka bir şey değildir.
Platon felsefesinde hareket iki türlüdür. Bunların ilki cisimlerin hareketidir ki bunlar ileri geri, sağa sola, aşağı ve yukarı olmak üzere altı biçimde gerçekleşir. İkinci hareket türü ise daha üst düzeyde içinde akıl barındıran hareketlerdir ki bunlara örnek olarak gezegenler verilebilir. Bu türden hareketler akılla meydana geldiği için şaşmazlar. Şöyle söyler Platon: “Bir hareket ettirici olmadan bir nesnesin hareket edebilmesi imkansızdır. Hareket için bu ikisi zorunludur. Bunlar etki ve edilgenlik yasasına göre hareket ederler eğer bu açıdan da eşit olurlarsa birbirlerini hareket ettiremezler.”
Gezegenlerin hareketinden de bahseden Platon bunların daha küçük olanlarının daha hızlı yörünge çizdiklerini daha büyük olanların ise daha yavaş yörünge çizdiklerini yani bunların kendi yörüngesindeki dönüşlerinin büyükleri ile hızlarının ters orantıda olduğunu söyler. Daha ağır dönenler daha hızlı dönenlere yetişiyor gibi görünebilir ancak bu yalnızca algıdır çünkü bu daireler dönüşleri boyunca helezon şeklini aldığı için gözleri yanıltır. Yine gezegenler arasında boşluk görünümü de bir algıdır çünkü gezegenleri içinde barındıran kozmosta daire şeklinde döndüğü ve aynı yere geleceği içi, barındırdığı gezegenleri de birbirine iter ve bu itme boşluk kaldırmaz. Demek ki madde homojendir ve onlar ancak şekilleri itibariyle birbirlerinden farklı olan zerrelerden meydana gelir. Maddenin karışıp ayrılması ve farklılaşması da zerrelerle ilgilidir.

PLATON FELSEFESİNDE DÖRT ELEMENT
Platon’un doğa felsefesinde dört element vardır. Bunlar ateş, su, hava ve topraktır ve hepsi cisimdir. Her cismin kendine özgü yüzeyi ve derinliği vardır. Yüzeyi meydana getiren üçgenlerdir. ateş yoğuşarak taş ve toprak haline gelmiştir. Su’da buharlaşıp karışarak rüzgar ve havayı oluşturur. Yoğunlaşan hava bulut olur, ardından tekrar suya karışır. Zıt biçimde yoğunlaşan ateşte sönerek hava olur. Bu dönüşüm böylece sürer gider. Nesnelerin yatağı ateş, akan kısmı da su’dur. Ateş ve su, toprakla havanın şeklini aldığı ölçüde toprak ve suymuş gibi görünür. Bir nesnenin gözle görülebilir hale gelmesi için ateş lazımdır bu şeyin elle tutulabilecek katılığa gelebilmesi için ise ateş yeterli değildir. Bu nedenle ateşe en çok toprak gerekir. Ateşle toprağın arasında da su ile hava gerekir. İşte kozmos böyle oluşmuştur.
Ateş: Platon ateş derken bundan üç türlü bahseder. İlki alevdir ikincisi alevin kendisinden çıkan fakat yakıcılığını kaybetmiş ışıktır. Üçüncüsü ise ateş söndükten sonra cisimlerde ondan kalan nesnelerdir.
Hava: Havanın en şeffaf kısmı aither’dir. İkincisi havanın bulanık kısımlarıdır ki bunlar sis ve karanlıktır. Üçüncüsü ise üçgenler arasındaki farklılıklardan doğan isimsiz çeşitlerdir.
Su: Su akar halde olan sudur. İkincisi katı ancak eriyebilir olan sudur. Çünkü su yumuşak bir cisimdir, toprak kadar katı değildir bu nedenle toprağın içine çöker. Ateşle teması artarsa dolu, toprakla teması artarsa buz olur. Kendi içinde çok kuvvetli bir biçimde yoğunlaşmış bir başka ifadeyle buzlaşmış olan suyu ancak ateş eritebilir. Eğer bu yoğunlaşma zayıf ise bu durumda ateş şart değildir yumuşak su ile de erir.
Toprak: Sudan ayrışan toprak taşlaşır. Ancak aralarında boşluk olmadığından hava da onun zerrelerini kendi içine sıkıştırır ve böylece taşlar meydana gelir.

