1. Anasayfa
  2. 'Şey'ler

Antik Yunan'da Para, Askerlik, Veba, Agora ve Olimpiyatlar

Antik Yunan toplumunda madeni paralar, askerlik görevi, Atina'yı vuran büyük Veba salgını, Agora ve Olimpiyat Oyunları.

Antik Yunan’da Para, Askerlik, Veba, Agora ve Olimpiyatlar
Antik Yunan'da Agora. Örnek Görsel.

ANTİK YUNAN’DA MADENİ PARALAR

Altın ve gümüş sikkelerin para olarak kullanılması da ilk olarak Lidyalılara gidiyor ancak Antik Yunan’da o kadar güzel tasarımlı altın ve gümüş sikkeler basılmıştır ki daha sonrasında tüm model ölçütü Antik Yunan olacaktır. Böyle olmasının temel nedeni de sikkelerde ki müthiş kabartmalar ve detaycılıktır.

Antik Yunan Madeni Paralar

Atina Para Birimleri

Atina’da para birimleri obol, drahmi, mina ve talent’tir. 1 drahmi 6 obol ederken, 100 drahmi ise 1 mina eder. 50 mina ise 1 talent değerindedir. MÖ 5. yüzyılda vasıfsız bir işçinin günlük kazancı 1 drahmi civarındaydı. Bununla birlikte dört kişilik bir ailenin günlük yeme içme masrafı ortalama 3-6 obol yani en az yarım drahmi civarındadır. Dört drahmi yerine geçen ve tetradrahmi denilen sikke para gündelik hayatta en çok kullanılan paraydı.

Antik Yunan’da Askerlik

18 yaşına gelen erkekler zorunlu askerlik süresi olan iki yılı orduda geçiriyordu. Askerlik süresinin ilk yılı hoplit savaşı ve hafif silahlı muharebe, yay ve cirit kullanımı gibi silahlar ve mancınık eğitimi veriliyordu. İlk yılın sonunda bu eğitimleri alan asker yapılan teftişle onaydan geçerek onlara bir zırh ve mızrak verilir ardından zorunlu askerlik hizmetinin ikinci yılını Attika sınırları boyunca oralarda bulunan kalelerde devriye görevi yapıyorlardı. İki yıllık askerlik eğitimini tamamlayan gençler tam vatandaşlığa hak kazanmakla birlikte 59 yaşına kadar yeniden askerliğe çağrılma ihtimallerinin bulunduğunu daima bilirlerdi. Bu durum daha çok teoride kalmış pratikte ise askerliğe geri çağrılanlar genellikle 20-30 yaş arasındakiler oluyordu. MÖ 462 yılında askerlere ilk defa ödeme yapılmaya başlanmıştır. Antik Yunan toplumunda genel nüfusun %2’si her yıl savaşlarda ölüyordu.

Antik Yunan’da Askerlik Yemini

“Ne kutsal silahlarımı lekeleyeceğim ne de silah arkadaşlarımın yanından ayrılacağım. Hem kutsal hem de dünyevi şeyleri savunmak için savaşacağım. Benden sonrakilere daha güçlü bir vatan mirası bırakacağım. Yasalara itaat edeceğim. Atalarımızın kutsal ayinlerini onurlandıracağım.”

ANTİK YUNAN’DA AGORA

Agoralar Yunan şehirlerinin ticari merkezleri olmakla birlikte küçük şehirlerde haftada iki gün Atina gibi büyük şehirlerde ise her gün açıktır. Atina deniz ticaretinde merkez noktalardan biri olduğu için hem içeriden hem kara ve denizden sürekli aktif ticaret yapılan bir şehirdi. Agora’da dileyen herkes satış yapamaz ve günümüzdeki zabıta benzeri satılan ürünleri ve fiyatlamaları denetleyen kamu hizmetlileri vardır. Agora’da tezgah açmak ve ürün satmak isteyenler ya tezgah satın alırlar yahut çok daha düşük fiyatlarla tezgah kiralarlardı. Agora’da tezgah açan her yeni tüccara görevliler gelerek yerel kuralları dikte ederlerdi. Agoralar çok kalabalık ve gürültülü yerler olduğu için günümüzde “agorafobi” diye bir deyim vardır hatta bu deyimden de öte psikolojik bir rahatsızlıktır. Agora’da yalnızca balık ve et satışı yapılan özel bir pazarında bulunduğunu sonraları ortaya çıkartılan mermer levhalardan biliyoruz.

Antik Yunan’da Agora. Örnek Görsel.

Atina’da Büyük Veba Salgını

Atina şehri büyüdükçe çöplerin imhası daha ciddi bir sorun haline gelmiştir. Bu sorun bazı dönemlerde özellikle de yaz aylarında bir çok salgın hastalığı tetiklemiştir. MÖ 430 yılında Atina’da meydana gelen büyük veba salgının bu kadar kolay yayılabilmesinin nedeni de bu durum görünüyor. Çünkü sivrisinekler ve fareler bu çöplüklerde cirit atıyordu. Atinalılar ise bu büyük salgının sebebini Spartalılar olarak görmüş ve onların su kaynaklarına zehir karıştırdığını iddia etmiş olsalarda buna dair bir kanıt yoktur. Kendisi de vebaya yakalanan Thukydides bu hastalığı çarpıcı biçimde şöyle anlatmıştır:

“Oldukça sağlıklı insanlar ortada hiç bir sebep yokken birden şiddetli biçimde ateşlendi: baş bölgesindeki ateş gözlerde kızarıklık ve iltihaplanma ile devam etti. Ardından boğaz ve dil kanlandı. Nefesler düzensiz ve kötü kokulu hale geldi. Ardından da hapşırma ve ses kısılması başladı. Ardından hastalık şiddetli öksürüklerle göğse indi ve oradan da mideyi esir aldı. Hastalar her türlü sıvıyı kusmaya başladı buna şiddetli ağrılar eşlik etti. Sürekli öğürmeler şiddetli sarsılmalara yol açtı. Bazı vakalar bu belirtilerle son bulurken bazıları devam etti. Dışarıdan bakılınca vücut ne soğuk ne de sıcaktı hatta ten kırmızımsı ve canlıydı ancak yer yer kabarmalar vardı. Hastalar içlerinde öyle bir ateş hissediyordu ki ince bir ketenle üzerlerinin sarılmasına bile katlanamıyorlardı. Çıplak kalmak istiyorlardı ve tek istekleri soğuk suya atlamaktı. Bir çok kişi tedavi bile göremediğinden kendilerini sarnıçlara attı. Ne kadar su içseler de susuzluk hali vardı. Huzursuzluk ve uykusuzluk eşlik etti. Hastalık zirve noktaya ulaştığında vücut tamamen zayıf düşmemesine rağmen hastalığın yedinci ve sekizinci gününde içlerindeki ateşin sonucu olarak öldüler. Bu aşamayı da geçirenlerde hastalık bağırsaklara indi ve şiddetli kramplara ishal eşlik etti. En yukarıdan baş bölgesinden başlayan hastalık tüm vücuda yayılarak indi. İnsanlar bu hastalıktan kurtulsa bile kalıcı izleri taşıdı. Hayatta kalanlar bazı uzuvlarını kullanamaz hale geldi ve bazıları da kör oldu”

Deniz Korsanları

Atina ve Argos başta olmak üzere bir çok şehir deniz korsanlarından uzaklaşmak için şehri sahilden biraz geride kurmuştur. O dönemlerde korsanlık adeta bir meslek gibiydi. Devletler tarafından desteklenen Samoslu Polykrates gibi deniz korsanı birlikleri dahi vardı. Bu korsanların hedefi özellikler ticaret gemileriydi. Kayalık bir bölge olan Yunanistan ve Anadolu kıyılarında çok fazla koy olması korsanların saklanabilmesi için yeterliydi. Bu nedenle gemiler daima kıyı şehirlere yakın seyreder ve çoğunluğu gece bir limana demir atarak kendini güvence altına alırdı.

ANTİK YUNAN OLİMPİYATLARI

Antik Yunan toplumunda en önemli festival Zeus onuruna dört yılda bir düzenlenen Olimpiyat oyunlarıdır. Olimpiyat Oyunlarından bir ay önce tüm (daha sonraları üç aya uzamıştır) Yunan bölgesinde kutsal ateşkes düzenlenir ki insanlar rahatlıkla bu oyunları izlemek için her bölgeden gelebilsin. Kutsal Ateşkes MÖ 420 yılında bir defa Sparta tarafından bozulmuş ve ceza olarak Sparta sorcularının o yılki Olimpiyata hem yarışmacı hem de seyirci olarak katılmaları yasaklanmıştır. Ayrıca bu dönemde seyirci koltukları ahşap yapımken sonraki yüzyılda taş olarak değiştirilmiştir. Onun ardından Apollo onuruna Delphi’de düzenlenen Pythia Oyunları gelir. Pythia Oyunlarının, Olimpiyat oyunlarından en temel farkı yalnızca spor müsabakalarından değil sanat ve müzik yarışmalarının da yapılmasıydı. Kadınların hem izleyici hem de sanatçı ya da sporcu olarak katıldıkları olimpiyatta işte bu olimpiyattır. Bu iki olimpiyat arasında Nemea Oyunları ismini verdikleri bir olimpiyatları daha vardı. Bir de olimpiyat sayılmayacak ancak yüksek katılım ve şenliğe ev sahipliği yapan Ptolemia oyunları vardı. Demeter onuruna düzenlenen ve yalnızca kadınlara özgü bir şenlik olan Thesmophoria gibi bir kaç şenlikte vardı. Bu şenliğe erkeklerin katılmaları yasaktır ve her yıl sonbaharda düzenlenir. Olimpiyat ve şölenlerde kazananlara önemli para ödülleri ve daha da önemlisi saygınlık veriliyordu. En büyüğü olan Olimpiyat şampiyonlarına zeytin çelengi, Pythia Oyunlarında defne çelengi, Nemea Oyunlarında kereviz çelengi, Isthmia Oyunlarında çam çelengi takılıyordu. Dört yılda bir defa düzenlenen en büyük şampiyona olan Olimpiyat Oyunları hiç iptal edilmeden bin yıl boyunca MÖ 776’dan MS 261 Yılına dek sürmüştür.

Müsabaka sırasında güreşçiler

Olimpiyatlarda yemin etmelerine rağmen hile yapmaya çalışan sporcular da oluyordu bu nedenle dönem çizimlerinde hakemin elinde sopa görürüz. Disk atma’da günümüzde dünya rekoruna yakın rakamlara o dönemde de ulaşılıyordu. Sürekli uygulandığı şüpheli olmakla birlikte boks müsabakalarının da yapıldığı biliniyor. Boks eldivenleri öküz derisinin kayış haline getirilmesiyle yapılıyordu. Yine bokstan biraz daha ötesi olan o dönem pankration dedikleri bir müsabaka türünün olduğu da biliniyor. Bu kuralsız ya da çok az kuralı olan dövüş anlamına geliyordu. Bir başka spor türü olarak horoz dövüşü yapıldığı biliniyor. Aslında Antik Yunan’da horoz dövüşü halkın gündelik hayatta da izlemeyi sevdiği ve sokaklara taşıdığı bir şeydir.

Thales dönemi. Horoz dövüşü örnek çizim.

En büyük Olimpiyat Programının içeriği şöyledir:

Birinci Gün: Açılış seremonisi. Sporcular şehir meclisindeki Zeus heykelinin önünde Olimpiyat yemini ederler ve tanrıya kurbanlar sunulur.Haberci ve tellalların duyurularıyla, yarışları ve galipleri kimin ilan edeceği belirlenir.

İkinci Gün: Sporcular güne kutsal korudan başlayan bir geçit töreni ile başlarlar, seyirciler binicilik etkinliklerini izlemek üzere yerlerini alırlar. Ardından pentatlon (disk atma, uzun atlama, cirit atma, koşu ve güreş müsabakaları) yapılır.

Üçüncü Gün: Zeus ve Olimpiyatlar’ın tarihindeki efsanevi kahramanlardan biri olan Pelops onuruna kurbanlar sunulur. Ardından gençlerin yarışları başlar ve sonrasında birden çok farklı partiler başlar.

Dördüncü Gün: Çift-stadion koşu yarışı, uzun mesafe yarışı, zırhlı yarış ve heyecanı doruğa çıkaran stadion sürat koşusu yapılır. Bu yarışların ardından boks, güreş ve pankreastan oluşan güreş müsabakaları gelir.

Beşinci Gün: Tüm yarışmaların kazananları kollarında kurdeleler ve ellerinde palmiye yapraklarıyla kendilerine takdim edilecek kutsal Zeus korusundan altın orakla kesilmiş defne dallarından yapılma çelenkler almak üzere Zeus tapınağı önünde geçit yaparlar. Bunun ardından da kapanış ziyafeti gelir ve tekrar partiler başlar.

Antik Yunan’da Para, Askerlik, Agora, Veba ve Olimpiyatlar Dersini Videolu İzleyin

Paylaş