ANTİK YUNAN’DA BÜYÜ

Burada görmüş olduğunuz büyü Antik Yunan toplumunda gündelik hayatta yaygın biçimde kullanılıyordu. Aslında buna büyü demek doğru bir ifade değil çünkü bu bir vefk yani korunma büyüsü. Antik Yunan’da insanlar, cinlerden korunmak için bu korumayı sıkça kullanıyordu. Gündelik hayatta kullanım amacı yalnızca havas korunması değil bazen de şifa amaçlıydı. Geçmeyen baş ağrıları hatta epilepsi nöbetlerinde dahi yaygın olarak kullanıldığı biliniyor. Görselde gördüğünüz Yunanca harfler ise tek başlarına bir şey ifade etmiyor. Bunlar daha Antik Yunan’da özel olarak görülen ve havas içinde kullanılan yedi sesli harfin yansımalarıdır.

Bu harflerin hem sıralaması hem güçleri hem de yoğun sırları vardır. Hatta bazı uygulamalarda bu harflerin örneğin üçünü art arda okumak bile büyük bir etki yapabilirdi. Bu yedi harf esasen gökyüzünde yedi gezegeni simgeliyordu. Dolayısıyla bu harfler doğru bir ritimle uzun uzun zikredilirse evrende ki kozmik enerjileri açığa çıkartabilirdi. Efes’te Artemis Tapınağında bulunan kült heykelin üzerinde yazan altı kelime de işte bu yüzden kutsaldır. “Aski Kataski Haix Tetrax Damnameneus Aision” Bu harflerin yahut harflerin bir araya gelmesinden oluşan çizimlerin yahut yukarıdaki görseldeki gibi ek çizimlerle desteklenmiş havas uygulamaları Antik Yunan’da klasik biçimde deri parçalarına ya da papirüslere yazılarak muska olarak boyunda taşınıyordu.

Görseldeki korumanın özelliği ise kanat formuna sahip olmasıdır. Bu formda yapılan korumaların sonlarında harfler yukarıdan aşağı doğru her sıralamada son harf azalarak biter ve böylece geriye yalnızca iki harf kalır. Böylece bedendeki hastalıkta harfler gibi erir gider. Yukarıdaki görselde Helene isimli kadına da aynı koruma uygulanmış yazılanlara bakarak kadının ateşli hastalıktan şikayetçi olduğunu anlıyoruz. Havas ilmi esasen harflerin, seslerin ve geometrik dizilimlerin doğrudan evrenle bağlantısı üzerine keşfedilmiş bir ilimdir. Canlı örneğimize dönecek olursak İbranice “Baba, Kutsal Ruh, Kelam” yazılmış ancak “Abrucahdabar” yerine yaygın kullanılan hatalı şekliyle şifacı tarafından “Abracadabra” olarak yazılmış.
Antik Yunan’da MÖ 5. yüzyılın sonlarından itibaren bir havas uygulaması olarak karanlık güçleri çağırmak için ölüler aracı olarak kullanılmaya başlamıştır. Özellikle de haberci olarak seçilen bu hedef kitle genç yaşta ölen kişiler, cinayet ya da şiddet yoluyla ölenler ve intihar edenlerdi. Büyü yapılacak kişinin ismi bir kurşun tablete yazılır ve bu tablet hedef kitleden seçilen kişinin mezarına gömülür. Bildiğimiz bazı örneklerde bu tabletlerde bir kişinin, beş kişinin ya da on beş kişinin ismi yazıldığı görülür. Büyü yapılan kişinin vücudunun hangi kısmı zarar görsün isteniyorsa bu açıkça belirtilir. Örneğin ruhu, zihni, kolları, bacakları, kalbinin durması vb. Büyü tabletlerinin hedef kitlenin mezarlığına eklemlenmesinden sonra Persephone ve Hermes gibi karanlık güçler çağırılır. Bu ritüel esnasında kurşun tabletler artık Dünyada kullanılamayacak hale getirilir ve içlerine çiviler geçirilir. Bazende kolları arkasından bağlı olan kurşundan yapılmış minyatür bir bebek figürü yapılır ve bu bebeğin göğsünden iğne geçirilir.

ANTİK YUNAN’DA OTACILIK
Antik Yunan toplumunda tıp ve şifacılık oldukça değer gören bir işti ve hem kadın hem de erkekler tarafından meslek olarak yapılırdı. Hem yakın hem de uzak diyarlardan şifa uygulamaları için yüzlerce çeşit bitkinin ticaretinin yapıldığını biliyoruz. Bir otacıdan bilmesi beklenen en önemli şey hangi bitkinin hangi hastalıklara iyi geleceği ve bu bitkilerinin nasıl karıştırılacağı hatta mümkünse hangi bitkinin hangi bölgeden bulunup toplanacağı bilgisidir. Örneğin kaya koruğu temelde idrar söktürücü olarak kullanılırdı ancak yer yer farklı karışımlarla midede gaz oluşmasını engellemek için kullandıkları da oluyordu.
Cinsel güç arttırıcı olarak adamotu ve siklamen, hamileliği önlemek için defne dikeninden yapılan bir karışım yahut kümese dadanan bir köpeği öldürmek için kurtboğan otu, ülsere ve kabıza iyi gelen ışgın otu, bayırlardan toplanan ve kaynatılarak içirilen böbrek ağrısına iyi gelen dalak otu ve bunun gibi yüzlerce örnek verilebilir. Şifa için toplanan bitkilerin olgunlaşıp yağı çıkarılacak dönemde toplanması gerekir yoksa bir işe yaramaz. Yani bazı bitkileri yazın bazı bitkileri kışın onların kendi dönemlerinde toplamak gereklidir. Nadir vakalarda olsa bir otacı elinde silah sayılan zehirli bitkiler barındırdığı için cinayete aracı olarak suçlanabiliyordu. Otacılar tüm toplumlarda karizmatik figürlerdi. Hem bitkilere hükmedebilmeleri hemde pelerinli dolaşmaları ve genelde yüzlerini kapatmaları gizemlerini arttırıyordu. Bununla birlikte kaliteli bir otacının ortalama beş yüz bitkiyi ve bunların ne işe yaradığını, nasıl kullanılacağını bilmesi gerekir. Yaklaşık seksen civarında olan zehirli, öldürücü ve yaralayıcı otları da iyi bilmesi gerekir. Hemen her bölgede otacı yetişirken özellikle Trakya, Frigya ve Kapadokyalılar otacılarıyla ünlüdür.

Kos Adasındaki Hipokrat Okulu tıbbın babası ve en kutsal merkezi kabul edilir. Bu okulda şöyle bir açıklama yapılmıştı: “Su sağlıklıdır ancak yalnızca su içilerek sağlık korunamaz. Özellikle yaz sıcaklarında bataklık benzeri durgun su barındıran alaanlardan uzun durun. Bu sularda renk değişimleri olur ve ağır kokular gelir. Böyle yerlerde yaşayanlar ishal, zatürre, dalak hastalıkları hatta cinnete maruz kalır“
İçilmediği halde bir suyun insan sağlığını bu denli nasıl bozabildiği o dönem tuhaf karşılanan bir durumdu ancak açıklama basitti. Suyun içerisinde gözle görülmeyecek kadar küçük canlılar vardı ve bunlar havaya karışarak bu havayı soluyan insanın burnu ve ağzı yoluyla vücuduna girebilirdi. Hipokrat Okulu o dönem çılgınca gelen açıklamalar yapsa da saygı duyulan ve önerileri genellikle dinlenen bir okuldu. Hatta bağışıklık sistemini dahi biliyorlar ve bazı hastalıkları böyle açıklıyorlardı. Örneğin aynı havayı soluyan iki kişiden neden birisinin hasta olmadığını bağışıklık sistemiyle açıklıyorlardı. Bir başka örnek olarak Hipokrates’in ampütasyon üzerine yazıları bin yıllar sonra Birinci Dünya Savaşında cephede cerrahların okuyup uyguladığı yöntemlerdi. Günümüzde de Şifa Tanrısı Aesculapius’un etrafına yılan dolanmış değneği halaa tıbbın sembolüdür ve doktorlar Hipokrat yemini ederek göreve başlarlar ve temel prensip Kos Tıp Okulu ile hala aynıdır. “Öncelikle hastaya zarar verme”
Antik Yunan’ı en çok etkileyen hastalıklar verem, zatürre, sıtma, tifo, iskorbüt, ishal, raşitizm, dizanteri ve mide iltihabıdır. Bu dönemde kanser bilinen bir hastalıktı en çok bilinen çeşidi ise meme kanseriydi. Bebek ölümlerinin en büyük nedenleri arasında raşitizm ve anemi gösterilir. En yaygın tedavi şekilleri ise, ilaç tedavisi, cerrahi müdahale, bağırsak boşaltma ve kan akıtmadır. Hipokrat Okulu dönemin yaygın inanışının aksine epilepsi hastalığının ilahi bir hastalık olmadığını diğer hastalıklardan hiç bir farkı olmadığını ve şarlatanlara karşı insanların dikkatli olmaları gerektiğini açıkça söylüyorlardı. Benzer biçimde dönem içerisinde toplumu karşısına alacak söylemlere bir diğer örnek olarak genç kızlarda adet düzensizliğini tedavi etme yolunun onlara anlatıldığı gibi bakire tanrıça Artemis için fedakarlık yapmak değil bir an önce evlenerek cinsel ilişkiye başlamak çözümünü sunuyorlardı. Yine yaşanan coğrafyanın hatta yerel bölgenin hastalıkları belirlediğini de söylemişlerdi. Kimlerin hekim olduğunu belirleyen otoriter bir kurum olmadı için hekimler kendi aralarında bu işi halletmiş ve okulda eğitimini tamamlayan ayrıca diğer hekimlerin de onayını alan hekimlerin mesleğe başlayabileceğini birbirlerine salık veriyorlardı. Şöyle söyler Hipokrates “Hayat kısa, sanat uzun. Fırsat anlık, deneyim tehlike. Yargı zor!”
Hipokrat Yemini
“Şifacı Apollon, Asklepios, Hygieia ve Panakeia ve şahidim olan tüm tanrı ve tanrıçaların huzurunda yemin ederim ki yeteneğim ve aklım ölçüsünde bu yeminime sadık kalacağım. Bana bu sanatı öğreten kişiyi, babamla bir tutacağım, rızkımı onunla paylaşacağım, ihtiyacı olduğunda onu varlığıma ortak edeceğim. Onun aile üyelerine kardeşim gibi bakacağım ve öğrenmek isterlerse bu sanatı herhangi bir ücret almadan öğreteceğim. Dersleri, reçeteleri ve tüm bilgimi kendi oğullarım, hocamın oğulları ve hekimlik yemini etmiş diğer talebeler dışında hiç kimseye öğretmeyeceğim. Tedavilerimi yeteneğim ve aklım ölçüsünde hastalıkları iyileştirmek için kullanacağım. Herhangi bir zarara yol açmaktan kaçınacağım. İsteyen hiç kimseye öldürücü bir ilaç vermeyeceğim ve bu tür bir yolu tavsiye etmeyeceğim. Aynı şekilde gebe bir kadına çocuğunu düşürmesi için ovül vermeyeceğim. Hayatımı ve sanatımı saf ve kutsal tutacağım. Vücudunda taş oluşmuş hastaları bile ameliyat etmeyeceğim, bunu işinin ehline bırakacağım. Hangi eve girersem gireyim bunu yalnızca hastalığı iyileştirmek için yapacağım. Kasıtlı zarar vermenin her yolundan kaçınacağım. İster özgür ister köle olsun ister erkek ister kadın olsun hiç kimseyi cinsel olarak istismar etmeyeceğim. Görevim sırasında yahut özel hayatımda diğer insanlarla olan ilişkilerimde ne görürsem göreyim ne duyarsam duyayım, dedikodusu yapılmaması gereken konuları asla açıklamayacağım, duyduklarımı duymamış gördüklerimi görmemiş sayacağım. Bu yemini tutar ve bozmazsam hem hayatımda hem de sanatımda daima başarılı olayım. Bu yemini bozarsam tam tersi başıma gelsin“

Kürtaj Uygulaması
Bu yeminde tarih boyu yanlış anlaşılmış önemli bir kısmı burada düzeltelim. Yeminde görüleceği üzere hiç bir biçimde kürtaj uygulamasına girilmeyeceği söyleniyor ancak Hipokrat Okulunda bu uygulama hayati risk gibi gerekli görülen durumlarda yapılıyordu. Hipokrat, Çocuğun Doğası isimli kitabında bizzat kendisi hayat kadınlarının gebe kaldıklarında çocuğu düşürmek için zıplayarak topuklarını kalçalarına değdirmeleri gerektiğini anlatır. Belli ki bu yeminde kast edilen keyfi kürtaj uygulamasına müsamaha gösterilmeyeceğidir. Nitekim Aristoteles’de kürtajın eğer gerekli görülürse ancak ilk bir kaç ay içerisinde yani fetüs henüz canlanmadan yapılması gerektiğini belirtir. Bundan ötesi kürtaj yapmak yahut yaptırmak neredeyse cinayetle benzer hükümlerdedir. Antik Yunan toplumu katil olmamak için kürtaj uygulamasından çekinmiş ancak yine de çocuğu istemeyen (genellikle fahişeler) anneler toplumda yaygın bir durum olmamakla birlikte doğduktan sonra çocuğu şehir dışına bırakarak ondan kurtulmaya çalışmışlardır. Aynı dönemlerde Sparta toplumunda ise engelli ya da hasta doğan bebeklerin ölüme terk edilmesi kanunen zorunluydu.
Asklepios Tapınağı
Asklepios tapınaklarında uygulanan tedavi biçimi gündüzleri daha tıbbi iken geceleri uzun uykular ve bu uykularda Tanrılardan işaret bekleme biçimindeydi. Bu tapınaklarda kayıtlı tedaviler içerisinde körlük, zeka geriliği, uzamış gebelik, geçmeyen baş ağrıları, kısırlık, kellik gibi hastalıklar olduğu biliniyor.
Gymnasium
Antik Yunan toplumunun günlük yaşamında spor sahaları (gymnasium) çok önemli yerlerdi. Bu sahalar, sporcular için idman yapabilecekleri yer, felsefeciler için zihni tartışmalar yapılacak yer, ikisiyle de ilgilenmeyen sıradan halk içinse hem kaynaşma hem toplanıp dedikodu yapacakları yegane yerdi. Sokrates ve Platon’un sık sık spor sahalarına gittiği ve bazı felsefi tartışmalarını burada yaptıkları biliniyor. Bu filozoflara göre zihin işleriyle uğraşarak bedeni idmandan ihmal etmek doğru değildir. “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” sözü ve anlayışı da bu dönemde sıklıkla vurgulanmıştır. Spor sahalarının özellikle sabah saatlerinde okulda okuyan öğrencilerin idman derslerine ayrıldığı biliniyor.

