İlginizi Çekebilir
  1. Ana Sayfa
  2. Edebiyat
  3. Çileli bir deha: Aleksandr Puşkin

Çileli bir deha: Aleksandr Puşkin

Aleksandr Puşkin hayatı, eserleri, şiirleri

Çileli Puşkin; “Seni seven bir aptaldır elbette, sevmeyense yüz bin kere aptal! “ Edebiyat Dünyası her ne kadar isminin hakkını verse de teraziyi Dünya ve içindekiler ölçeğine vurduğumuzda hak ettiği ölçüde bilindiğine, düşünüldüğüne, üzerine konuşulduğuna şahit olmuyorum Puşkin’in. Hayatıyla, eserleriyle ve aşka ve isyana davet eden şiirleriyle Rus edebiyatının kurucusu Aleksandr Puşkin tarihin göğsünde sarılı ve saklı yatıyor hala. Edebiyatı paltosundan çıkaran Gogol’un “O bir doğa olayıdır “, Dostoyevski’nin “Bizim peygamberimizdir “ dediği yine sıkı bir Puşkin hayranı olan Nazım Hikmet’in “Ömrümde tek bir şiir çevirdim o da Puşkin’e aitti ” dediği ve yüzlercesinin üzerine sözleriyle hakkını teslim ettiği Puşkin tüm Dünya’da şiirin iki tanrısından biridir. Ve Tanrı hatırlanmak ister.

Aleksandr Puşkin
“Heyhat! Nereye baksam hep kırbaçlar, hep zincirler, felaketli utancı yasaların, köleliğin çaresiz gözyaşları; her yerde adaletsiz iktidarlar, kör inançların kalın karanlığı içinde…”

Yıl 1799…
Soylu ve eğitimli bir ailenin ilk çocuğu olarak dünyaya gelen Puşkin, ailesinin elverişli maddi imkânlarının da sayesiyle ilk eğitimlerini yabancı ve alanında uzman eğitmenlerden almıştı. 8 yaşına geldiğinde ana dili Rusçanın dışında Fransızcayı da iyi bir biçimde öğrenen Puşkin, okuduğu Fransızca metinlerdeki özgür ve alaycı tarza özenmiş ve 10 yaşlarından sonra Fransızca metin ve şiirler yazmaya başlamıştı. Çocukluk döneminde ona Rus türküleri söyleyen, Rus masalları anlatan dadısı Arina’ya özel bir sevgi besleyen Puşkin, belki de hayatı boyunca dadısından olduğu kadar kimseden etkilenmeyecektir artık.

GENÇ PUŞKİN: ÖFKELİ VE TEHLİKELİ BİR ZİHİN
Ne yana baksam karşımda acı var…

Bazen sıradanlaşmak isteyen her deha gibi Puşkin’de yer yer yükselir yer yer alçalırdı. Bazen cesur bir Kaplan, bazen aciz bir korkak, bazen çaresiz bir şair ve bazen de yaşamın zirvesine çıkıp insanları oradan gözetleyen bedeninden sıyrılmış safi zihin… Henüz lise yıllarında olan Puşkin kendisi gibi toplumsal düzene, Çar Rusya’sına ve yüceltilen köleliğe karşı duran arkadaşlarıyla birlikte Çar Aleksandr ve sistem üzerine ağır eleştiri içeren şiirler yazıyor ve bu şiirlerle isyancıların, devrimcilerin defterlerine giriyor, şiirleri dillerinde yankılanıyor ve ismi onların kalplerini ısıtıyordu. İşin aslında o satırları yazan Puşkin’de aktif bir isyancı olmak istiyor ancak bir yandan da bu durumdan ve sonrasında kendisine olacaklardan korkuyordu. Herşeye rağmen ve henüz o yaşlardayken Rus imparatoru Çar 1. Aleksandr’ı korkutan bir adamdı Puşkin. Ne var ki olacak olan da olacaktı.  Parça parça alevlenen Çarlık Rusyası Puşkin’in de listede olduğu isimleri almaya başlamıştı bile. Puşkin’in de alınan arkadaşları vardı ve ceza olarak Sibirya’ya sürülmüşlerdi sıranın kendisine geldiğini farkeden Puşkin o gece çok telaşlandı. Aciz bir korkağa döndüğü geceydi o gece. Kapısı her an çalınacak ve kolluk kuvvetleri onu da alıp götüreceklerdi. Düşündü, tekrar düşündü ve yazdıklarını yakmaya karar verdi. Bunu yaptı ama doğrusu hiçte içine sinmemişti bu. Çünkü sistem her ne kadar “sakıncalı ” dese de şiirlerinin ve düşüncelerinin sakıncalı olduğunu zannetmiyordu. Köleliğe, despotluğa karşı bir aydınlanma mücadelesiydi bu, ihtiyaç olan tam olarak buydu. Ne var ki hayatın devinimi haklılıkla değil güçle dönüyordu ve Puşkin bunu farkeden ölümlülerden biriydi.

“KAPLANLAR  TEHLİKELİDİR”
Bana kağıt kalem verin…

“N’için böylesine çoklar, nereye sürüyorlar onları n’için böyle acıklı şarkıları kötü ruhu mu gömüyorlar? kocaya mı veriyorlar cadıyı?”

Ve nihayet beklenen an geldi işte Puşkin’i almaya geldiler şimdi. Bu çileli kapı, Mozart’ın sonelerine topladığı kan dolu parmak uçları gibi acı acı çalıyordu bu gece . Ne var ki bir yandan da yaşadığını hissettiriyordu Puşkin’e. Kapıyı açtığında şaşırmayacak, heyecanlanmayacaktı artık çünkü gelen misafirlerin bin yıllardır olduğu gibi davetsizce ve sual sormadan onu alıp götüreceklerini Tarihten okumuştu bile üstelik kısa hayatı da öğretmişti bunu ona. Evet, tam bin yıllıktı bu misafirler, istisnasız tüm mazlumlar tanırdı onları… Karşısında kolluk kuvvetlerini gören Puşkin kulaklara hitap edeceği gecelerden biri olmadığını bildiğinden olsa gerek sessiz kaldı gelen kuvvetler Kont Milaradoviç’in emriyle gelmişti. Milaradoviç onlara verdiği emirde “Puşkin’in tüm yazdıklarını ele geçirerek tek tek mühürlemelerini ve Puşkin’le birlikte getirmelerini ” salık vermişti. Kont Milaradoviç, sıradan bir vali değildi o dönem tüm Rusya’nın genel valisi ve Çar 1.Aleksandr’ın yardımcılarından biriydi. Ondan olunması istenen kişiydi olması gerektiği gibi kaypak yalakanın tekiydi. Puşkin Milaradoviç’in huzuruna götürülmüştü ancak yazdıkları bulunamamıştı yani ortada delil yoktu Puşkin, Kont Milaradoviç “Boşuna uğraşmayın, bir şey bulamayacaksınız ” deyince sinirlenen Kont Milaradoviç “Yazdıklarını yaktın mı korkak ” diye seslendi. Yazdıklarını yok etmiş olmaktan halihazırda rahatsız olan Puşkin, Kaplan’a dönüşecekti şimdi. Yer burası, zaman burasıydı. Şimdi kendi tarihini yazacağı duvarlara ilk parafı atacaktı. “Kont, kağıt kalem getirilmesini emredin tüm şiirlerimi huzurunuzda tekrar yazayım ” dedi. Kont, kağıt kalem getirilmesini emretti ve Puşkin, onların sakıncalı bulduğu üzerine onu suçlayacakları tüm sakıncalı şiirlerini onların önünde tekrar yazdı. İşte Kaplan’a dönüşmüştü. Ancak bu dönüşüm ne Kont Milaradoviç’in ne de durumdan haberi olan Çar Aleksandr’ın hoşuna gitmemişti. Çünkü Kaplanlar tehlikelidir!

14 ARALIK 1825 -ORTALIK KAN GÖLÜ
Puşkin sürgünde, isyancılar nöbette

“Kocayan evrenin bu ak saçlarını
Tabutları her gün görmüyor muyuz Derjavin ?

Güney Rusya’ya sürdüler Puşkin’i. Akıllıca düşünülmüş bir yalnızlaştırma politikasıydı bu Puşkin’i Sibirya yerine Güney Rusya’ya Mihaylovsoye köyüne sürdüren  politikaydı bu. Sürgün dört yıl sürecek, Puşkin bu süre boyunca buradan çıkamayacak ve gözetim altında tutulacaktı. Puşkin sürgünde, isyancılar nöbetteydi. Çarlık ve köleliğe karşı ayaklanan aydınlar, dekabristler, tüm aşıklar ve tüm şairler.

Çar Aleksandr 1 Aralık’ta ölmüş tahta küçük oğlu Nikolay geçmişti ancak yeni Çar’a bağlılık yemini etmeyi reddeden üç bin subay Petersburg’ta Senato Meydanını işgal etmişti ve sivil halkta isyancıların tarafındaydı.  Ne var ki bu ayaklanma başarısız olmuş, binlerce ölümle sonuçlanmıştı. İsyancı liderler idam ediliyordu şimdi içlerinde Puşkin’in 5 arkadaşı ve şair Riliyev’de vardı. Önderlerden olmadığı halde ayaklanmaya destek veren tüm arkadaşları da Sibirya’ya sürülmüştü bunların içinde de çok sevdiği Lise’den arkadaşı Puşçin vardı. Puşkin hala sürgündeydi ancak tüm olaylardan haberi vardı. Bazı arkadaşları öldürülmüş bazıları idam edilmiş ve geriye kalanların tamamı da Sibirya’ya sürülmüş Puşkin’in yalnızlığı kimsesizliğe dönüşmüştü. Puşkin bir köyde hapisti ama Petersburg’ta yakalanan tüm devrimcilerin dilindeydi. Sorgularında özgürlükten ve Puşkin’in dizelerinden bahsediyorlardı. Yeni Çar 1. Nikolay’ın rüyalarına giriyordu bu durum çünkü hareket ne kadar bastırılmış olsa da Puşkin’in varlığı demek tehlike demekti yine de. Puşkin, Çar yönetimiyle arası iyi olan dönemin yaşlı Rus şairi Javili Jukovski’ye yazdığı mektupta “Son olaylara karışmadığıma göre geri dönmem için yardımcı olur musunuz? ” diye sormuştu Jukovski ise cevap mektubunda “Son olaylara karışmadın, doğru. Ama her suçlunun kağıdında senin dizelerin var ” demişti. Puşkin’in sürgünü iki yıl daha sürecek demekti bu.

“PUŞKİN! NE ZAMAN BÜYÜYECEKSİN…”
Rusya’daki cam tavandan kaçış…

“Ey uzak ülke, güzel ülke
Ey bilmediğim ülke!
Ne kendi isteğimle geldim sana
Ne de soylu bir atın sırtında
Beni, bu yiğit delikanlıyı
Gençliğin ateşi getirdi buraya”

Puşkin 27 yaşına gelmiş iki yılı daha sürgünde geçmişti. Ve zaman böyle akıp giderken Puşkin, Çar Nikolay’ın emriyle bir jandarma subayı tarafından apar topar Moskova’ya getirildi. Kendisine gelen jandarma subayına “Nereye gidiyoruz ” diye sordu Puşkin “Çar’a ” diye cevap verdi subay. Zahmetli bir yolculuktan sonra üstü başı çamur içinde İmparator Nikolay’ın çalışma odasına getirildi. Nikolay, “Günaydın Puşkin. Döndüğün için memnun musun? ” diye sordu “Bilemem ” diye cevapladı Puşkin. Çar Nikolay, görünürde açık yüreklilik ve tüm güler yüzlülüğüyle “Puşkin, 14 Aralık’ta Petersburg’da olsaydın isyancılara katılır mıydın? ” diye sordu. “Elbette katılırdım. Tüm arkadaşlarım oradaydı ” diye cevap verdi Puşkin. Aldığı cevapla deliye dönen Çar, “Artık çocukluğu bırak, ne zaman büyüyeceksin? Seninle anlaşmak istiyorum ” deyince “Bu nasıl olacak? ” diye sordu Puşkin. Bu sorunun cevabı Nikolay’ın kafasında çoktan hazırdı. “Yazdığın her şeyi önce bana yollayacaksın. Sansürcün olacağım senin

Puşkin, bu durumdan hoşlanmasa da fazla seçeneği olmadığının da farkındaydı. Tam üç yıl geçti böyle. Peşine ajanlar takılan, yaptığı her şey Çar Nikolay’a rapor edilen Puşkin bu duruma katlanamazdı artık. Rusya’dan ayrılmaya karar verdi bunun için Kafkas ordusu biçilmiş kaftandı. Sürülen arkadaşları oradaydı, sabit bir yerde de durmayacaktı üstelik. Kafkasya Ordusuna katılma ricası kabul edildi. Bu seçenek hem Puşkin’in hem Çar’ın hem de Ordu’nun işine geliyordu. Puşkin’in işine geliyordu çünkü daha çok üretebilmek için daha özgür hissedeceği bir ortama ihtiyacı vardı, harekette bereket vardı. Çar’ın işine geliyordu çünkü Ordu’da Puşkin’i denetlemek daha kolay olacaktı. Ordu’nun işine geliyordu çünkü böyle büyük bir şairi saflarına katarak nice yeni zafer öyküleri oluşacaktı. Ne var ki Puşkin Ordu lehine tek bir satır yazmadığı gibi Ordu aleyhine satırlar da yazıyordu. Hem Ordu’yu hem de Rus basınını sinirlendiriyordu bu durum. Ne fayda ki eleştiriler Puşkin’in umrunda da değildi. Puşkin ordu içerisinde bulunduğu dönemde patlak veren 1828-1829 Osmanlı-Rus savaşında Puşkin’de bir gözlemci edasıyla Erzurum’ a gelmişti.

HAYATININ HATASI: EVLİLİK
Seviyordum sizi…

“Mutluluk için doğmadım ben, ruhum yabancıdır buna. Fayda yok yetkin halinizden, ben layık değilim ona. İnanın evlilik büyük bir işkence. Size duysam da sıcaklık, soğuk tutar alışkanlık”

Rusya’da dönen Puşkin, evlilik kurumuna soğuk bakan yapısına rağmen belki de düzenli ve mutlu bir hayat denemesi için Moskova’nın en güzel kadını olarak tabir edilen Natalia ile evlendi. Natalia’ya büyük bir aşkla bağlı olan şairin evlilikle hata yaptığını farketmesi uzun sürmeyecekti. Evlenmeden önce adeta bir aşk kadını olan Natalia, evliliğin ardından gerçek haline dönmüş eksik akıllı, meraksız, bilgisiz, duygusuz bir kadın olmuştu. Hayatı balolarda, konken partilerinde geçen Natalia’nın en büyük sorunu da daha güzel ve daha şık bir kadın görünümüne kavuşmaktı. Puşkin’in bu evlilikten doğan kızlarından Maria’ya ileride Tolstoy aşık olacak ve onun için meşhur “Anna Karenina” romanını yazacaktı.

Yaptığı evlilik büyük bir sorunu daha meydana getirmişti. Saraylardan, gösterişli hayatlardan hoşlanmayan Puşkin, bu durumun aksi bir hayat yaşayan Natalia nedeniyle eleştiriliyor ve bu durum şairin canını çok sıkıyordu. Evlilik yoluyla mutlu olmak isteyen şairin istediği hayatın bu olmadığı aşikardı. Artık eskisi kadar yükselemiyordu. Günler geliyor, zaman geçiyordu sıkışmışlık hissini giderek artan bir boyutta yaşayan Puşkin’e son bir darbe de Çar Nikolay’dan gelecekti. Puşkin ne söylendiğine önem veren biriydi. ‘Sarayın kara boğası’ lakabıyla anılan Dantes isimli Moskova’da evlat edinilmiş olan Fransız subayı Puşkin’in karısı Natalia’ya musallat edildi ve bu gizli buluşmalar Rus basınına da servis edildi. Puşkin için bu bardağı taşıran son damlaydı, yaşamın tekdüze gürültüsünden sıkılan şair intihar etmeyi gururuna yediremiyordu ancak bazen düello da iyi bir intihar yöntemidir. Puşkin, karısına musallat edilen subay Dantes’i düelloya davet etti.

VE PUŞKİN GİDER!
Yaşamın tekdüze gürültüsü biter…

Yıl 1837…
Soğuk bir 8 Şubat sabahıdır.
Toprağı bir ana örtüsü sıcaklığıyla örten kar, dahi çocuğunu geri çağırmaktadır.
Yaşamın tekdüze gürültüsünden kaçan Puşkin birazdan düelloya çıkacaktır.
Düello alanına gitmeden önce son uğrağı Nevski Bulvarında ki Wolf’s şekercisidir. (Bugün Cafe Litteraturnia, Puşkin’in balmumundan heykeli var orada)

“Olmayacak bir şey gelecekte, yürekler boşsa yararı da yok aklın. Üzüyor beni tasayla bu tekdüze gürültüsü yaşamın”

Dantes ile düelloya çıkan şair ilk atış hakkını kullanır, silahından çıkan mermi Dantes’in omzundadır.
Aynı sırada ateş hakkını kullanan Dantes’in mermisi Puşkin’in karnına isabet eder.
Dantes önce hapse girecek ancak çok geçmeden Çar Nikolay tarafından affedilecektir. Yıllar sonra babasının Puşkin’in ölümüne sebep olduğunu öğrenecek olan kızı babasıyla bir daha hiç görüşmeyecektir.
Natalia’nın adı ileride Çar Nikolay ile aşk dedikodularına karışacaktır.
Yaşama gönderilmesi haksızlık olan bir deha daha ait olduğu yere sonsuz hiçliğe geri dönmüştür. Rus halkının kalbinde taht kuran şairin tabutu ellerde dolaşmaktadır içlerinden biri “En büyük Rus öldü ” diye bağırmaktadır.

Bugün Rusya’da Tolstoy’u, Gogol’u, Dostoyevski’yi, Turgenyev’i ve onlar gibi nicelerini sevenler vardır sevmeyenler vardır. Ancak Puşkin’i sevmeyen yoktur.
Büyük Devrimci Lenin dahi yıllar sonra Puşkin’le beslenecek ve gördüğü her öğrenciye “Puşkin’i okudun mu?” diye soracaktır.  O kadar ki bir defasında “Biz Puşkin’i değil Mayakovski’yi seviyoruz. Çünkü Puşkin burjuva Mayakovski ise proleterdir” diyen öğrenci grubuna “Ben yine de Puşkin’i tercih ederim” diyecektir.

Hayat kısa, kelimeler uzundur. Erken vedası Puşkin’in öyküsünü her ne kadar yarım bırakmış görünse de yine de bazılarına çok yakışır erken vedalar. Kuşkusuz Puşkin’de onlardan biridir. Toprak, Puşkin’i bir iskelet haline getirememiş aksine bağrında taşıdığı şaire her geçen zaman bir ton daha kırmızılık katmaktadır. Evet, Puşkin aramızdan erken ayrılmıştır fakat onu Puşkin yapan şey de tam olarak budur.

Yorum Yap
BU FELSEFE MAKALESİ SİZE NE HİSSETTİRDİ?

Yorum Yap