1. Ana Sayfa
  2. Empedokles
  3. Empedokles-Hayatı ve Felsefesi

Empedokles-Hayatı ve Felsefesi

featured

EMPEDOKLES

Aristokrat bir ailenin oğlu olan Empedokles, Sicilya adasının güneyinde bulunan Akragas şehrinde doğmuştur. Ailesi, siyasi olarak sözü geçen bir aile olmakla birlikte bir dönem Empedokles’e de krallık teklif edilmiş ancak kendisi bu teklifi reddetmişti. Hür ve özgür bir karaktere sahip olan filozof krallığa karşıdır, demokrasiyi öğütler, felsefenin ateşli ve buzlu yollarında çıplak ayakla dolaşan kişilere önem verirdi. Aynı zamanda büyük bir hekim ve şair olan Empedokles, kendisine “Bilge kişi arıyorum ama tek bir bilge bulamıyorum” diyen birine “Tabi ki bulamazsın. Bilge arayan önce kendisi bilge olmalıdır” der.

 

TOPRAK, SU, ATEŞ VE HAVA

Empedokles felsefesi, çıkış noktasını Parmenides’in savı üzerine kurar. Evrende meydana gelme ya da yok olma diye bir şey yoktur. İnsanların var olma ya da yok olma üzerine konuştuğu her şey o kavramların asılları üzerine değil duyularımızın bize gösterdiği olgular üzerine gerçekleşir. Empedokles’e göre var oluş ya da meydana gelmek denen şey, temel maddelerin bir karışması, yok olma denilen şey de bu karışımın dağılmasından ibarettir. Var oluşu bir form olarak meydana getiren şey çok küçük parçalardan kurulmuş olan temel maddelerin kendileri bir zaman içinde bir şekilde meydana gelmemişlerdir dolayısıyla yok da olamazlar ve değişmezlerde. Fiziksel formu meydana getiren ana maddeler uzayda hareket ederken çeşitli matematik orantılara göre birbiriyle karışırlar; nesnelerin değişimi ya da azalıp çoğalması gibi etkenler de esasen temelmaddelerin uzaydaki bu hareketleri yüzündendir. Empedokles bu küçük parçacıklara ‘Rizomata panton=her şeyin kökenleri’der.

Doğa bilimlerinde o günden bu yana günümüze dek etki eden elementler kavramını ortaya atan ilk filozof Empedokles’tir. O bunlara ‘öğe’ demekteydi. Öğe, kendi içerisinde bir cinsi barındıran, nitelik olarak değişmeyen, artık bölünemeyen, yalnızca çeşitli hareket durumlarına geçebilen madde demektir. Bu öğeler Parmenides’e göre dört tanedir: Toprak, su, ateş, hava. Bu dört öğeden üçünü yani su, ateş ve hava’yı Antik Yunan filozofları daha önce kabul etmişler ve arkhe olarak ortaya koymuşlardı. Empedokles toprağı da öğe olarak kabul etmiş bu dört elementi arhkesi olarak belirlemiştir. Empedokles’e göre bu dört element evren yapısının gereçleridirler. Evren bu gereçlerden oluşmuştur. Ancak bu dört öğenin kendisinde bir hareket nedeni bulunamaz, yani bunlar kendiliğinden birbiriyle karışamazlar ya da bir karışmayı bozamazlar. Bu nedenle bu dört elementin yanı sıra bir de hareketin bir nedeni bir başka deyişle hareket ettirici bir güç de gerek.

EVRENE HAKİM İKİ GÜÇ: SEVGİ VE NEFRET

Empedokles’e göre, bu dört elementi birbiriyle karıştıran veya bu karışımları ayrıştıran hareket ettirici güç sevgi ile nefrettir. Empedokles felsefesini, Miletli filozofların felsefesinden farklılaştıran iki etken bulunmaktadır. Bu etkenlerden ilki şudur; Miletli filozoflar, arkhe anlayışlarını tek bir töze bağlarlarken Empedokles değişmeyen bu tözün bir değil dört adet yani (Toprak, su, ateş, hava) olduğunu ileri sürer. Bu etkenlerden ikincisi ise; Miletli filozoflarda töz, hareketini kendisinden alırken, Empedokles dört elementine hareketi sağlayan bir dış kuvvetten bahsetmektedir. Bu iki etmen nedeniyle Miletli filozoflardan ayrılan Empedokles, daha çok Parmenides ve Herakleitos’un felsefelerinin bir sentezini yapmak istemiştir. Empedokles felsefesinin temelinde Parmenides’in meydana geliş ve yok oluşun bir yanılsama olduğu öğretisi vardır. Yine Parmenides’in hiçten hiçbir şey çıkmayacağı ve hiçbir şeyin de yok olup gitmeyeceği görüşlerini benimsemekle birlikte, onları yine de Herakleitos’un değişimin esas olduğuna yönelik görüşleri ile uzlaştırmaya çalışan Empedokles’e göre dört element bölünmez ve değişmezdir. Kendileri değişmeyen bu elementlerin birbirleriyle karışmasını ve yeniden ayrılmasını sağlayacak olan dışsal hareket ettirici güç sevgi ile nefret veya uyum ile uyumsuzluktur. Sevgi ile dört öğe bir araya gelmekte, nefret ile ise ayrılmaktadır. Sevgi ve nefretin etkilerinde azalma ve artma olmasına karşın dört ana madde sonsuzdur ve eşit biçimde dengededir. Dört temel öğe, nicelik ve nitelik bakımından her zaman sabittir. Bu şekilde Empedokles, hem değişimi hem de değişim içinde sabit kalanı açıklamıştır.

EMPEDOKLES’İN EVREN TASARIMI

Empedokles’e göre evren sonsuzca kendini tekrar eden iki parçalı simetrik evreden oluşmuştur. İlk evre, dört elementin Sevgi’nin bütünsel egemenliği altında hareketsiz ve tamamen birbirine karışmış durumda bulundukları evredir. İkinci evrede ise Nefret bu dört temel öğenin içlerine girer ve dört elementi birbirinden ayırmaya başlar. İşte hareket tam olarak bu ayrılma aşamasında başlar, şimdi sabitlik ve bütünleşim bozulmuştur. Üçüncü evrede nefret bütünüyle hakim olmaya başlar ve maddeler Sevgi’nin çekim gücünün hiçbir etkisi kalmayıncaya dek parçalanarak ayrılırlar. Üçüncü evre sonunda artık ateş, su, toprak ve hava ayrılmış durumdadır. Bu aşamadan sonra da dördüncü evre başlar. Dördüncü evrede sevgi tekrar içeri girmeye ve elementleri yeniden birleştirmeye başlar. Bu son evrede artık maddeler yeniden sevginin hakimiyeti altına girerler ve tekrar birleşmeye başlarlar. Nefret ve Sevgi’nin artan etkisi altında ayrılma ve birleşme ile oluşan bu iki simetrik parçanın her birinde kozmosun ve hayvanlar aleminin oluşumu söz konusudur. Evrendeki bütün gelişme, hareketi sağlayan iki kuvvet arasındaki savaştan doğmuştur. Bu savaşta kimi zaman Sevgi, kimi zaman da Nefret üstün gelmektedir. Evrende nefret egemen olduğu zaman, öğeler birbirinden ayrı düşerler ve bu bir dağılma çağı olur: Bu çağda, Sevgi evrenin ortasına itilmiştir. Bundan sonraki bir çağda Sevgi üstün gelmiş ve her şey bir birlik içinde toplanmış, nefret evrenin kenarına itilmiştir. Sevgi ve nefretin egemen olmalarıyla evren dört çağ yaşamıştır. Şöyle söyler Empedokles: “Sevgiyle nefret, güç ve hakça eşit olan iki kudretin birbiriyle çarpışmasıdır bu çarpışmada, kimi zaman nefret, kimi zaman da sevgi, üstün gelir.

Empedokles’e göre bitkiler, ilk organizmalardır ve hayvanlar gibi canlıdırlar bitkilerin yemiş vermeleri, hayvanların üremelerine, yaprakları hayvanların kıllarına tüylerine benzetilebilir. Canlı varlıklar başlangıçta, sevgiyle nefret arasındaki savaştan, rastgele meydana gelmiş olan formlardır. Bunlardan işe yarayanlar günümüze kadar yaşamışlardır. Empedokles insan üzerine de ilgi çekici gözlemler yapmıştır. Kan, insan hayatının ana taşıyıcısı ve düşünmenin merkezindedir kanda öğeler en olgun bir biçimde birbiriyle karışmışlardır. İnsanın bütün özellik ve yetenekleri bu karışımın olgunluğuna bağlıdır. Kanda bütün öğeler bulunduğu için biz de her şeyi bilebiliriz. Empedokles monizmi reddetmiş ve doğanın seyrini, amacın değil daha çok tesadüfün ve zorunluluğun düzenlediği bir seyir olarak görmüştür.

Empedokles, Pythagoras’ı o güne kadar yaşamış insanların en zekisi olarak görürdü. Nitekim eserlerinde de Pythagoras ve Orphizm’den ne denli etkilendiğini görüyoruz. Şöyle diyor Empedokles: “Bundan önce oğlan doğdum, kız doğdum, çalı oldum, kuş oldum, denizden çıkan kızgın balık oldum.”

Zorunluluğun bir kehaneti, Tanrıların öncesiz-sonrasız ve büyük yeminlerle mühürlü eski bir buyruğu vardır: Payı günler uzunluğunda olan daimon’lardan biri, günaha girip elini kana buladığında ya da kavganın peşinden gidip yalan yere yemin ettiğinde mübareklerin meskenlerinden üç kere on bin yıl uzaklaşmalı, zaman içinde her türlü biçimde doğmalı, bir zahmetli yoldan diğerine geçmelidir. Çünkü kudretli hava onu denize iter ve deniz de onu kuru toprağa kusar; Toprak onu yanan Güneşin ışınlarına çarpar ve tekrar Havanın girdabına fırlatır. Onu biri diğerinden alır ve hepsi reddeder. Şimdi onlardan biri de benim, Tanrılardan uzak düşmüş bir sürgünüm; bunun için duygusuz bir kavgaya güvenirim.”

Bütün bunlarla, ardımda erkek ve kadınlarla, ne zaman müreffeh kentlere girsem, bana saygı gösterilir; sayısız kişi peşime takılıp, kazanmanın yolunun ne olduğunu sorar bana; bazıları mucize isterken, bin bir türlü hastalığın acısıyla kıvranan bazıları benden bir şifa sözü duymak ister… Ama ölümlü, dayanıksız insanları aşmam sanki büyük bir işmiş gibi, bu şeyleri neden tekrarlayıp duruyorum?

EMPEDOKLES HAYATI VE FELSEFESİ VİDEOLU ANLATIM

“Büyük Empedokles o ateşli ruh
Atladı Etna’ya yanıp kavruldu”

Yorum Yap
BU FELSEFE MAKALESİ SİZE NE HİSSETTİRDİ?

Sizin bu konu hakkında görüşleriniz neler?

Bu yazının yorum fonksiyonları kapatılmıştır.