Diyojen Felsefesi ve Hayatı

KİNİK FELSEFENİN ÜÇ ÖNEMLİ KAVRAMI

  • KONUŞMA ÖZGÜRLÜĞÜ

İnsanlar hiçbir durumdan, kişiden ya da ceza ödül beklentisinde olmadan düşündüklerini açıkça söylemekte özgürdürler. Her şey ama her şey açıkça, son derece basit bir şekilde lafı dolandırmadan söylenmelidir. Eğer böyle yapmazlarsa asla bir özgürlükten bahsedilemez ve bu tür insanlar ancak için ancak köle tabiri kullanılabilir. İnsan, politik yahut kişisel hiç kimse ve kurumun hiçbir şekilde himayesi altına girmemelidirler.

  • ÖZ YETERLİLİK

İnsan, dünyanın maddi zenginliklerini reddetmeli olabildiğince az eşya ile yaşamalı, şan, şöhret, makam peşinde koşmamalıdır. Eğer böyle yaparsa ondan artık yalnızca bir köle olarak bahsedebiliriz. İnsan zaaflarından alabildiğine sıyrılarak bilgeleşme yolunda gidebilir böylece zaaflarıyla yaşayan ya da zaafları için yaşayan insanlar boynundaki zincirleri derhal kırarak doğayı örnek alarak özgür bir yaşama kavuşmalıdırlar.

  • EĞİTİM

İnsan, kendisini en ağır ve zorlu şartlarda bile yaşayacak şekilde eğitmelidir. Konfor alanından çıkmayı öğrenmeli, fiziksel zorluklara karşı dayanıklı olmalı, korkularıyla yüzleşerek onlarla mücadele etmeyi öğrenmelidir. Bunun için hem bedensel hem de zihinsel antrenman ve eğitimlerini aksatmamalıdır. Antisthenes, hazza karşı zorluk ve acıları önerir çünkü insanı geliştiren asıl tecrübe kazandıran şeyler bunlardır.

thumbnail
Önerilen Yazı
Megara-Elis-Kirene Okulu ve Kinik Okul

DİYOJEN FELSEFESİ VE HAYATI

Kinik Okulda Antisthenes’in yetiştirdiği öğrencilerden biri olan Sinoplu Diyojen’de bu radikal tutum son sınırda olmakla birlikte uygarlığın tüm kurumlarının çöpe atılması gerektiğini bunların insanın doğasına uygun olmayan aptalca şeyler olduklarını öne sürer. Sinop’ta doğan Diyojen, babasına atfedilen kalpazanlık suçu nedeniyle buradan sürülür ve ömrünün sonuna dek bir daha geri dönmez. Diyojen bir dönem gemi yolculuğunda esir alınarak köle olarak da yaşamıştır. O dönemin Atina’sında kölelik geçmiş uygarlıklarda ya da Afrika’dan Amerika’ya getirilip satılan ve hiçbir hakka sahip olmayan kölelik tanımı gibi değildi. Zengin veya orta halli hemen her ailenin bir kölesi vardı. Bu köleler daha çok ev işleriyle ilgilenir çarşı Pazar alışverişlerini yapar çocuklarına bakarlardı. Günümüzde ki çalışanlardan çok farklı bir durum değildir Atina’da kölelik. Diyojen’in köle zamanları da bu işlerle geçmiştir kendisini satın alan kişiye “İnsanları yönetmeyi” iyi bildiğini söyler. Gerçekten de Xeniades’in evinde tüm yönetimi ele almış ve çocuklarına da eğitim vermiştir.

Daha sonra Atina’ya gelir ve önceleri kendisine kalacak küçük bir ev arar ancak parası olmayınca Atina’da Kybele mabedinin avlusunda bir fıçı içerisinde yaşamaya başlar, buna her ne kadar fıçı dense de bu aslında bir küptür. Zannedildiği gibi Diyojen hayatı boyunca devamlı bu fıçı denilen küp şeklindeki barınakta yaşamamış olsa da ömrünün son yıllarında burada yaşadığı ve evi olan bu fıçı küpünü güneş ne tarafa dönerse oraya çevirdiği bilinmektedir. Dışarıdan bakan biri için acınası ve serseri bir dilenci gibi kılık kıyafetine önem vermez. İnsani ihtiyaçlarını toplumun içinde ulu orta gerçekleştirir ve kendisinin de ifade ettiği gibi tıpkı bir köpek gibi yaşar.

DİYOJEN’İN İNSANLARA BAKIŞI

Meydanda felsefe dersi vermeye başladığı zaman kimse gelmez ancak şarkılar söylemeye başlayınca insanlar toplanırdı. “Ciddi şeylere gelmezsiniz nerede maskaralık var oraya koşarsınız” diyerek insanları aşağılıyor ve onlara felsefe anlatmanın değmeyeceğini söylüyordu. Bir defasında insanları meydana çağırdığı ve insanlar toplanınca da değneğiyle onlara saldırdığı ve “İnsanları çağırdım, pislikleri değil” diye bağırdığı söylenir. Yine gündüz vakti eline meşale alıp “İnsan arıyorum” diye dolaştığı bilinir. Diyojen kendisini dünya vatandaşı olarak felsefeyi de “Talihin bütün cilvelerine karşı hazırlıklı olmak” olarak nitelendiriyordu. Felsefeyle ilgilenmeyen insanlara “Güzel yaşamak madem umurunuzda değil, ne diye yaşıyorsunuz?” diyordu. Hayattaki en güzel şeyin basit konuşmak olduğunu düşünüyor ve şöyle söylüyordu: “Hatipler konuşmalarında adaletle ilgili doğru şeyler söylerler ama gerçekte bunları uygulamazlar” Bir gün eliyle su içen bir çocuğu gördüğü sırada heybesinde su içmek için kullandığı tahta kaşığı atar ve “Doğa bana en doğru kaşığı vermiş” der.

DİYOJEN VE BÜYÜK İSKENDER 

Makedon Kralı Büyük İskender, Korint’e gelip Diyojenle karşılaştığında ona kim olduğunu sorar, Diyojen’in cevabı çok nettir; “Ben, köpek Diyojen’im”.  Bu cevabının ardından şaşkınlık içerisinde kalan İskender, Diyojen’e kendisinden bir şey isteyip istemediğini sorduğunda da bir o kadar sarsıcı bir cevap verir Diyojen “Güneşimi engelleme yeter.” Kaybedecek hiçbir şeyi olmayan kişi kimseden korkmaz, çekinmez içinden geleni olduğu gibi aktarır, karşısındaki kral olsa bile. Zaten İskender’de işin özünde Diyojen’in bu korkusuz tavrından etkilenmiştir. Yine Büyük İskender için “Zavallının teki” dediği bilinir.

FELSEFE YAPMIYORSAN NİYE YAŞIYORSUN?

“Öldüğümde beni yüzüstü gömün. Bir gün ne de olsa her şey tersyüz olacak” diyen Diyojen’e, Kirene Okulu Kurucusu Aristippos felsefeden ne kazandığını sorduğunda şöyle cevap verir: “Tek bir kuruşa sahip olmadan zengin oldum” Diyojen felsefenin bir insanı en büyük mertebeye, hatta neredeyse tanrıların mertebesine ulaştıracak tek araç olarak görür ve felsefe ile ilgilenmeyen insanları boşuna yaşayan insanlar olarak tanımlar. Felsefeyi sevmediğini söyleyen birine “O zaman niye yaşıyorsun” der. Yine bu konuyla ilgili olarak şöyle söyler Diyojen “Bir aptala gerçekler acı gelir. Yalanlar ise onun için tatlıdır.” Kendisini yüceltmek isteyen insan ancak felsefe yaparak bir başka deyişle gözünü hakikatlere, güneşe gözünü kırpmadan bakarak bunu başarabilirken ahmaklar ise kendi karanlıklarında gayet memnun görünmektedirler.

Diyojen kadere razı gelmeyi ve ölümü çoktan kabullenmiş biri olarak erdemli bir biçimde her günü festival havasında yaşamak gerektiğini vurgularken hayatın doğal akışında başa gelecek güzel şeylerden zevk almayı kötü şeylere karşı sabretmeyi, endişelenmeyi derhal bırakmayı ve yaşanan anı olduğu gibi kabul etmeyi öğütler.  İyi bir dostun hayattaki en değerli şeylerden biri olduğunu düşünen Diyojen öldükten sonra ise insanların bedenine ne isterlerse yapabileceklerini ifade ederek şu sözleri söyler: “Beni köpekler de parçalayabilir, akbabalar da yiyebilir. Eğer vahşi bir hayvan tarafından cesedim yok edilmezse o zaman güneş ve yağmur icabıma bakarlar.”  Eğer kaderin talihsizlikleri insanın artık baş edemeyeceği bir noktaya ulaşırsa işte ancak o zaman intihar fikrine de karşı değildir. Hocası Antisthenes ölüm döşeğindeyken ona bir hançer hediye eder ve “Eğer bir ara ihtiyacın olursa” diye getirdim der. Yine Platon’un yeğeni olan ve Platon’dan sonra Akademia’yı yöneten kişi olarak bilinen Speusippos felç geçirdiğinde ona da intiharı tavsiye eder, ancak Speusippos’un cevabı Diyojen’e ders verir niteliktedir. “Biz uzuvlarımızda değil ruhumuzda yaşıyoruz!”

DİYOJEN’İN ÖLÜMÜ VE ARDINDAN

Kinik Okul, Stoa Okulunun da temelleri atılmıştır. Stoalıların şu meşhur duasını burada bir kez daha hatırlayalım: “Tanrım, bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabullenmek için kuvvet, değiştirebileceğim şeyler için cesaret ve bu ikisini birbirinden ayırmak için akıl ver.

Platon, Diyojen’i “Sokrates’in delirmiş hali” olarak betimler. Soluğunu tutarak kendini öldürdüğü söylenir. Ölümünün ardından tunç heykeli yapıldı ve şu dizeler yazıldı: “Zamanla tunç da eskir, ama senin şanın sonsuza kadar bozulmadan kalacak, Diogenes: çünkü kendine yeterek yaşamayı, ölümlülere bir tek sen öğrettin ve kolay yaşam yolunu gösterdin.”

DİYOJEN HAYATI VE FELSEFESİ VİDEOLU DERS

  • 10
    be_endim
    Beğendim
  • 2
    be_enmedim
    Beğenmedim
  • 1
    alk_lad_m
    Alkışladım
  • 0
    sevdim
    Sevdim
  • 0
    e_lendim
    Eğlendim
  • 0
    _rendim
    İğrendim
Paylaş